Turizmde yabancı dijital platform isyanı

Mustafa Deniz 08 Eki 2026

Mustafa Deniz
Tüm Yazıları
Yabancı dijital platformlara yönelik düzenleme turizm sektöründe rekabet, vergi ve gelirlerin Türkiye'de kalması tartışmasını büyütüyor.

Türkiye turizmi büyümek, çeşitlenmek ve küresel rekabette daha güçlü bir konuma gelmek zorunda. Ancak turizmin geleceğini konuşurken yalnızca kaç turist geldiğine, ne kadar gelir elde edildiğine ya da otellerin doluluk oranlarına bakmak yeterli değil.

Asıl soru şu: Türkiye turizm ekonomisinde oluşan değerin ne kadarı ülkede kalıyor, ne kadarı yurt dışına aktarılıyor?

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya’nın TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda görüşülen ve kabul edilen yabancı dijital konaklama platformlarına ilişkin düzenlemeye yönelik itirazları, tam da bu noktada önemli bir tartışmayı gündeme getiriyor.

Bağlıkaya’nın dikkat çektiği mesele, ilk bakışta bir “dijitalleşme” tartışması gibi görünse de aslında bundan çok daha fazlasını içeriyor: Rekabetin hangi kurallarla yapılacağı…

Türkiye’de faaliyet gösteren seyahat acentaları vergi ödüyor, istihdam yaratıyor, ofis ve personel bulunduruyor, sigorta ve çeşitli yasal yükümlülükleri yerine getiriyor. Üstelik faaliyetleri 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu başta olmak üzere çeşitli düzenlemelerle denetleniyor.

Şimdi tartışılan düzenlemenin yabancı dijital platformlara Türkiye’de şirket kurmadan konaklama hizmetleri, rezervasyon ve uçak bileti satışı gibi faaliyetlerde bulunma imkânı sağlaması halinde, ortaya doğal olarak şu soru çıkıyor: Aynı pazarda faaliyet gösteren iki şirket aynı kurallara mı tabi olacak?

Bağlıkaya’nın itirazının temelinde de bu soru bulunuyor.

Çünkü dijitalleşmenin önünü açmak başka, yerli işletmelerle yabancı platformlar arasında farklı yükümlülükler oluşturmak başka.

Dijital ekonomi kaçınılmaz. Tüketici artık otelini, uçak biletini ve tatil paketini birkaç dakika içerisinde internet üzerinden satın alabiliyor. Dolayısıyla yabancı dijital platformların turizm sektöründeki ağırlığının artması şaşırtıcı değil.

Ancak mesele dijital platformların varlığı değil. Mesele, bu platformların hangi ekonomik ve hukuki koşullarda Türkiye pazarında faaliyet göstereceği.

TÜRKİYE’Yİ ZATEN SATIYORLAR

Bağlıkaya’nın dikkat çektiği bir başka nokta da oldukça önemli.

Booking.com, Expedia ve Airbnb gibi uluslararası platformlar zaten Türkiye’deki turizm ürünlerini dünyanın farklı ülkelerindeki tüketicilere sunuyor. Yani Türkiye turizminin uluslararası dijital pazarlardaki varlığı yeni bir durum değil.

Değişmesi beklenen asıl konu, bu platformların Türkiye’deki tüketiciye Türkiye’de bulunan turizm ürünlerini doğrudan sunabilmesinin önünün açılması.

Burada ekonomik dengeler yeniden tartışmaya açılıyor.

Çünkü bir ülkenin turizm sektörünün yalnızca turist getirmesi değil, turizmden elde edilen ekonomik değerin ülkede tutulabilmesi de önemli.

Otel, restoran, seyahat acentası, ulaşım şirketi, rehber, çalışan ve yerel esnaf turizm zincirinin içerisinde yer alıyor. Bu zincirin dijital ayağının giderek daha fazla yabancı şirketlerin kontrolüne geçmesi halinde, komisyon ve hizmet bedelleri üzerinden yurt dışına aktarılan kaynağın artabileceği endişesi ortaya çıkıyor.

Bağlıkaya da tam olarak bu riske işaret ediyor.

Yerli seyahat acentaları Türkiye'de yatırım yapıyor, istihdam sağlıyor, vergi ödüyor ve yerel ekonomiye katkıda bulunuyor. Buna karşılık yabancı platformların Türkiye'de aynı maliyetleri üstlenmeden faaliyet göstermesi halinde rekabet dengesinin nasıl korunacağı sorusu gündeme geliyor.

Bağlıkaya'nın “kapitülasyon” benzetmesi de bu tartışmanın ne kadar sert yaşandığını gösteriyor. Bu ifade TÜRSAB Başkanı'nın değerlendirmesidir; ancak ortaya koyduğu temel tartışma, yani yerli ve yabancı şirketlerin aynı pazarda aynı kurallara tabi olup olmayacağı, ekonomik açıdan ayrıca ele alınmayı gerektiriyor.

Yabancı şirketlere kapıların aralanması ve onlara düşük vergi imkanı sağlanması, sorunun temelini oluşturuyor. Yabancı şirketlerin istediği, yurt içi turizm destinasyonlarını da ele geçirmek. Konuya bu çerçeveden bakmakta yarar var. Böyle bir durum olduğunda turizm sektöründe binlerce kişinin işsiz kalma olasılığı son derece yüksek. Ayrıca vergi kaybının da oluşması kaçınılmaz. Yerli acenteler yüzde 25 vergi öderken yabancı platformlara yüzde 2,5 vergi avantajı sunmak, milyarlarca liralık vergi kaybına zemin hazırlamak anlamına geliyor.