Ermenistan parlamento seçimleri öncesi neredeyiz?
Neredeyse iki haftadır Ermenistan'ın durumunu sormamızı gerektiren bir dizi gelişme yaşandı.
Yağmur yüklü bulutların artması ve hareketliliğin hızlanması seçim sathına girmiş ülkelerde normal karşılanan bir durum. Ermenistan örneğinde ise biz bereketli yaz yağmurlarının öncesinde miyiz, yoksa fırtına öncesinde miyiz; bunu ayırt etmek çok kolay değil.
Paşinyan’ın fırsatı
Paşinyan, Ermenistan’ın neredeyse Rusya’nın vasal devleti olagelmekten mutat statükosunu değiştirmek konusunda bir fırsat yakaladığını düşünüyor. Doğrusu Ermenistan ile ilişkili pek çok konuda statükolar uzun bir süredir sarsılıyor. Karabağ Savaşını Ermenistan kaybettiğinde hem Karabağ meselesinin çözülmemesi üzerine oturan Ermenistan-Moskova, Ermenistan-Batı Başkentleri arasındaki ilişkinin statükosu bozuldu, hem diaspora ile Erivan’ın çıkarları arasındaki farklılaşma ortaya döküldü hem de Karabağ eliti, Karabağ çözümsüzlüğünün ve Erivan’ı kaybetmeye götüren sürecin gerçek mimarları, Ermenistan siyasetindeki ağırlıklarını kaybettiler. Paşinyan bu kayışı kendi siyasi çizgisinin de kazançlı çıkacağı gerçek bir dış politika dönüşümüne evirmeye, Ermenistan Batı ile yakınlaşırken, Azerbaycan ve Türkiye ile sorunlarını halletmeye çalışıyor.
Paşinyan, elindeki fırsatı güçlendiren uluslararası bir konjonktür olduğunun farkında. Bir kere Azerbaycan, Güney Kafkasya dengelerinde elinde avantajlı kartlar biriktirmeyi başardı. Rusya ve İran kendi savaşlarına dalmış, dikkatlerini mecburen uzak noktalara kaydırmış durumdalar. Avrupa ve ABD, Güney Kafkasya ve Türkistan’da varlıklarını güçlendirmek, stratejik erişimlerini artırmak istiyorlar. ABD’nin Güney Kafkasya ve Orta Asya’yı Ortadoğu’da kurmak istediği düzenden bağımsız görmediğini Barack’ın “Hazar’dan Doğu Akdeniz’e” çıkışından hatırladığımız gibi Trump Yönetiminin Orta Asya’da çatasından İbrahim Anlaşmalarını çıkardığını da unutmuyoruz. Bu arada Türkiye de hem Güney Kafkasya hem de Türkistan’da erişimini artırma derdinde, Trans-Hazar kaynakların Batı’ya ulaşması ve Orta Koridorun canlanmasını arzu ediyor. Ankara’nın çeşitli nedenlerle ABD ve önemli Avrupa ülkeleri ile arasının da iyi olduğu bir dönem. Sözün özü, Ermenistan atmosferin statüko değişimi için çok avantajlı olduğunu görebiliyor. Bu politikanın alternatifi Ermenistan kapalı milliyetçiliğinin güçler dengesi açısından şansı yok, Rusya’ya daha bağlanmak da -Ukrayna savaşı bu haldeyken hele- Erivan’a hiçbir kazanç vaat etmiyor. Zaten tüm bu nedenlerle pazar günkü parlamento seçimleri öncesi yapılan anketler Paşinyan’ın desteklediği siyasi hareketlerin zaferini müjdeliyor. Seçim sonrası, uluslararası desteği ulusal meşruiyete dönüştürmeyi başardığını kanıtlayacak Paşinyan’ın Azerbaycan ile barış anlaşmasını ve Türkiye ile normalleşmeyi nihayete erdirmesini bekleyebiliriz. Eğer barış anlaşması, hazırlanan taslaklar doğrultusunda resmen gerçekleşirse Paşinyan, Karabağ Savaşı’nın kaybedilmesi ile başlayan süreci artık rayından çok çıkmayacak bir noktaya getirmeye yaklaşacak. Bu nedenlerle önemli bir dönemin arifesindeyiz.
ABD’nin desteği
ABD yönetimi, bu kritik dönüşümün engellenmesini garanti altına almak istediğinden geçtiğimiz hafta iki önemli adım attı. Öncelikle Trump -bir ülkenin iç işlerine karışmaya hiç aldırmayan bir lider olarak da- çıktı ve seçimlerde Paşinyan’a desteğini açıkladı. Daha sonra da Rubio’yu elinde TRIP (Trup Uluslararası Barış ve İstikrar Yolu) Anlaşması ile Erivan’a yolladı. Anlaşma resmen imzalandı ve böylece ABD, eğer Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye açılımı ile ilgili süreçleri tamamlarsa Orta Koridorun resmen parçası haline geldi. İçeriye verilen Ermenistan uluslararası sistem ile bütünleşecek, para kazanacak ve ABD’nin Orta Doğu-Orta Asya hattında kurmayı umduğu düzenin parçası olacak mesajı o kadar açık ki, Paşinyan’ın seçim zaferine yaklaştığını görüyoruz.
Ermenistan’a bereketli yaz yağmurları gelecekmiş gibi görünürken niye fırtınadan bahsediyoruz o zaman. Rusya-Ermenistan arasında art arda farklı açıklamalarla yükselen gerilimden fırtına benzetmesi yapmadan bahsetmek çok zor da o yüzden. Önce 29 Mayıs’ta Kazakistan’da toplanan Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) Zirvesinde ilginç bir çağrı yapıldı. Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Belarusya, Ermenistan’a AEB’nden ayrılıp AB’ye bağlanmak için bir referandum gerçekleştirme çağrısı yaptı. Geçtiğimiz aylarda Ermenistan, Ukrayna’nın da katıldığı AB toplantısına ilk kez katılmış, Batı kulübünde mutlu fotoğraflar verilmişti. Bu gelişme üzerine Rusya yanına AEB üyelerini alarak Ermenistan’a kulübünü seç, tarafını bilelim mesajını veriyor. Görüntü bu olsa da mesaj bu kadar basit değil. Zaten, ertesi günlerde Paşinyan’ın doğumgününü kutlamak için mektup gönderen Putin, referandum davetini yinelerken Ermenistan’ı bir yeni Ukrayna senaryosu ile karşı karşıya kalmaması için uyarmış. Soğuk, çok soğuk mesajlar bunlar. 2013’de Ukrayna’da ne olduğunu hepimiz hatırlıyoruz. Ukrayna AEB’ne bağlanacakken halkın durumu protestosu üzerine yönetim köşeye sıkışmış, sonra da Rus yanlısı rejimin ülkeyi terk etmesine neden olmuştu. Batı’nın bu kısa zaferi, Kremlin’e göre Kırım’ın ilhakının ve Ukrayna savaşının, bugün gördüğümüz defakto bölünmenin önünü açmıştı. Ermenistan, Ukrayna kadar büyük bir alana sahip değil, Rus destekli bir bölünme dalgasında durum ne olur kestirmek zor.
Rusya’nın öfkesi
Ermenistan’ın Rusya’nın vasalı olduğunu söylerken bir hikayeden bahsetmiyoruz. Ermenistan’daki Rus askeri üssünün öneminden, hava savunmasının Ruslar tarafından sağlanmasından, elektriğinin Rusya’nın işlettiği nükleer reaktörlerden gelmesinden bahsediyoruz. Kısaca çok kısa süre önce Rusya, Ermenistan’ın tüm kritik alt yapısını kontrol ediyor karşılığında da malum statüko korunuyor ve rejim içeride destekleniyordu. Statüko değişti, rejim başka koruyucular bulma derdinde ama Rusya’nın Ermenistan’daki kritik altyapı üzerindeki kontrolü ve toplumsal bazı ağlar/networkler üzerindeki etkisi değişmedi. Dolayısıyla Rusya’nın cezalandırıcı gücünü hafife almamak gerek. Zaten Paşinyan’da almamış ki AEB ile beraber çalışma kararında olduklarını açıkladı. Bu açıklamanın Rusya’nın yaptırım listesine Ermeni şarabı, konyağı ve çeşitli tarım ürünlerini eklemesinden sonra gelmesi de şaşırtıcı değil.
Fakat soru cezalandırmanın Rusya adına caydırıcı bir işlevi olup olmadığı ise cevabımız muhtemelen Kremlin’i üzecek. Rusya’nın cezalandırıcı gücü Ermenistan’daki dönüşümü destekleyen aktörlerin (Azerbaycan, Türkiye) Güney Kafkasya hattında güç kazanmasını, etki artırmasını caydıramıyor. Aynı şekilde Moskova Ermenistan’ı ABD ve Avrupalıların erişimine de kapatamıyor. Umduğu, Batı-Azerbaycan, Batı-Türkiye ilişki hattında bir çatlak olması ve Moskova’nın daha dostane ilişki geliştirebileceği Bakü ve Ankara üzerinden bölgeyi Batılı aktörlerin girişine sınırlandırabilmek. Bu rasyonalite Moskova’yı II. Karabağ savaşında Ermenistan’ı desteklemekten alıkoymuştu. Yine de sonuç Kremlin için tam tatmin edici değil. Bakü ve Ankara’nın kendi gündemleri var çünkü. Ayrıca ceza korkusunun, devrilme tehdidinin Ermenistan’daki dönüşümü arzulayanların hayallerini durduramadığını da görüyoruz. Ukrayna savaşının uzaması, sığınak stratejisinin ötesine geçmeyi arzu eden küçük ve orta büyüklükte güçleri cesaretlendiriyor. Ayrıca herkes Rusların şu an çok cepheli bir mücadeleye duhul olamayacağının farkında. Ukrayna cephesinde savaşı kazanamama hali Rusya’nı avantajına işleyebilir ama bu avantajın bir bedeli var ve o bedel ABD’nin Kafkasya’daki, başkalarının Kafkasya’daki varlığının güçlenmesine tekabül ediyor. Bu yüzden Ruslarda bir çıkmazın içerisindeler. Kendilerini sınırlandırıyor ve stratejik hata yapmamaya çalışıyorlar ama çıkmazlar güç durumlardır. Cezalandırma gücü olan aktörü cezalandırma stratejisi izlemeye, bir hata bile olsa, bazen iter. O nedenle Paşinyan, yağmurun bereketinden faydalanırken fırtına çıkmasın, şimşek başkasının kafasına düşsün diye dua ediyordur. Nasılsa Rusların cezalandırmak istedikleri aktörlerin listesi uzun.