Cepheler genişliyor mu?

Prof. Dr. Vişne Korkmaz
Tüm Yazıları
Geçtiğimiz yazımızda 28 Şubat Savaşının ikinci devresinin çetin geçeceğini ve savaşın cephe genişletme sinyalleri çoktan verdiğini yazmıştık. O tarihten bugüne ABD ve İran birbirlerini vurmaya devam etti, daha şiddetli vuracaklarına ve savaşa hazır olduklarına dair mesaj vermeye devam etti.

Hürmüz’de ablukaya karşı abluka da sürüyor. ABD, İran’a yönelik neredeyse iki haftalık aralıksız saldırılarından sonra müzakere zemini yoklamak için iki günlük bir ara vermişti ama bu aranın ateşkes anlamına gelmediğini de görüyoruz. Zira cephe genişletme yolunda atılan adımlar hem Yemen hem de Irak’ta İran yanlısı milisleri devreye soktu. Milislere yönelik yapılan Suudi Arabistan-ABD operasyonuna karşı (Irak ile koordinasyon var mı yok mu, Irak ve ABD’den çelişkili açıklamalar geliyor) misilleme olarak İran, Ürdün’deki ABD üslerini balistik füzelerle hedef aldı. 

Bütün bunlar olurken Netanyahu, Trump ile basına kapalı bir görüşme yapıyordu. Görüşmenin ana odağının İran savaşı olduğu ve iki liderin temelde anlaştığı sonrasında yapılan açıklamalardan anlaşılıyor (Netanyahu, görüşmenin ne kadar mükemmel gittiğini anlatmak için birkaç video da çekti). ABD-İsrail hattında “sorun yok” mesajını takiben İsrail ordusu tüm cephelerde savaşa hazır olduklarına dair açıklama yaptılar. Tabi İsrail Gazze, Batı Şeria ve Lübnan (ucundan da Suriye) özelinde yoğunlaştırılmış kendi savaşı ile meşgul. Tüm cephelerde savaşa hazırız nidası daha çok Amerika’nın savaşını destekleriz anlamına geliyor. Kısaca sahada Trump’ın ilan ettiği molaya rağmen herkesin herkesi vurduğu, vurabildiği bir gerçeklik hâkim. Ayrıca eski çıkmaz devam ediyor; taraflar nükleer mevzu başta olmak üzere temel meselelerde anlaşamadıkları için Hürmüz de anlaşamıyorlar. ABD de İran’a yönelik abluka ve hava saldırıları dışında Hürmüz’ün kilidini açabilecek şekilde savaşı dönüştüremiyor. İran’ın, Hürmüz’de geçişi düzenleyecek bölgesel bir mekanizma ya da İran-Umman ortak söz sahipliği gibi önerileri reddetmesi ise bize Tahran’ın Hürmüz üzerindeki kontrolünü son dakikaya kadar gevşetmeyeceğini gösteriyor.

Yemen-Kızıl Deniz Hattı

Çıkmaz aynı çıkmaz fakat savaş daha tehlikeli bir hal aldı. İlk tehlike sinyali, zaten İran’ın elindeki ikinci nükleer silah olarak tanımlanan, Babül Mendep’ten yani Yemen’den geliyor. Buradaki tehlike iki yönlü. Yemen, Suudi Arabistan’ın güvenliği ile doğrudan ilişkili bir yer. Riyad rejimine rakip ideoloji ve sosyal-politik-askeri kuvvetler her zaman Yemen’i bir atlama taşı olarak kullanmış. Bu nedenle Riyad, kendisine hasmane bir tavırla yaklaşabilecek ve Suudi Arabistan’ın kritik alt yapısına erişime sahip aktörleri Yemen’de kontrolsüz ve dengesiz bırakmama gibi bir stratejiye sahip. Bu nedenle zaten Yemen’de savaşa bizzat taraf olmuş, olmakla kalmamış başka emeller peşinde koşan BAE’nin desteklediği güçleri bile bombalamıştı. Ancak Suudi Arabistan’ın Yemen’e farklı zamanlarda farklı şiddetlerdeki müdahaleleri Husilerin Babül Mendep’i kontrol altında tutacak pozisyonu almasını engelleyemedi. Bu hafta gelen haberler Husilerin Devrim Muhafızları ile koordineli olarak Babül Mendep’te Hürmüz’e benzer bir geçiş rejimi önerecekleri. Kısaca Babül Mendep’i – ki şu anda Suudi petrolü taşıyan tankerlerin bir kısmına abluka uygulanıyor- kısmen olmanın ötesinde kapatmaktan bahsediyorlar. Bu ne ABD için ne de Suudi Arabistan için kabul edilebilir değil. Kızıl Deniz’de trafiğin engellenmesi sadece küresel enerji piyasaları için büyük bir sorun anlamına gelmiyor, birileri doğrudan Riyad rejiminin ekonomik güvenliğini hedef alıyor anlamına geliyor. Geçtiğimiz hafta Irak hattında yaşananlar (İran yanlısı milislerin Suudi Arabistan enerji altyapısını vurması, İran yanlısı bürokrat ve politikacıların Körfez bağlantısı da olan alternatif yollara karşı ayak sürümeleri) bize Riyad başta olmak üzere Körfez’in alternatif çıkış bulmakta zorlanacağı, çıkış bulmak için çabaladıkça bir mücadele ve belki de savaşın içerisine çekileceklerini söylüyor. Gerçek bir bölgesel savaştan bahsediyoruz-ki aklı başında olan kimse böyle bir senaryonun gerçekleştiğini görmek istemiyor.

Bu arada savaşın Kızıl Deniz’e yayılması demek, savaş bir şekilde Afrika Boynuzu ve Kuzey doğu Afrika’yı etkilemeye başladı demektir. Bu bölgede, bölgeye, Kızıl Deniz-Akdeniz geçişine önem veren tüm aktörlerin belli dost eksenleri ve rakipleri bulunuyor. Zaten İsrail’in Somaliland hamlesi, Sudan da HDK’ya verdiği destek, Güney Sudan ve Uganda’nın İsrail için bir ileri karakola dönüşmesi boşuna değildi. Dolayısıyla Yemen’de atılacak hamlenin karşı dengeleme hamlelerini beraberinde getireceği, tüm bu karmaşanın da savaşın yayılması gibi bir sonuç çıkaracağı beklenilebilir.

Hazar’da Ukrayna-İran kapışması

Tüm gözler Kızıl Deniz’deyken başka bir deniz, Hazar Denizi, Ukrayna’nın İran’ı doğrudan hedef alan saldırısı ile karıştı. Ukrayna savaşı el yükseltme odaklı gidiyor. Ukrayna’nın Rus Donanma ve altyapı unsurlarını stratejik derinlikte hedef aldığını görüyoruz. İran, Ukrayna Savaşının başından itibaren Rus dron savaşına destek veriyor ve Batı’ya göre Rusya’ya kısa menzilli füze sağlıyordu. Kısaca İran, Ukrayna savaşında Rusya’ya verdiği kritik destek nedeniyle savaşa belli düzeylerde bulaşmış, belirli riskleri de almıştı. Aslında Ukrayna’nın da Ortadoğu’daki mücadeleye bulaşmaktan imtina etmediğini görmüştük. Rus dron savaşına karşı Ukrayna başarılı bir dron savunma savaşı vermiş, geliştirdiği teknoloji ve stratejiyi İran’ın ileride savunma unsurlarının risk yarattığı sahalar için ilgili aktörlerin hizmetine sunabileceği mesajını vermişti. Zelensky-Şara görüşmesi hala akıllarda, Ukrayna ayrıca pek çok Körfez ülkesi ile savunma iş birliği anlaşması imzaladı. Ukrayna ve İran cephesinin şimdi çakışması ise sadece Ukrayna savaşının ve savunmasının doğası ile açıklanamaz. Baktığımızda iki yarı-vekalet harbi (biri Rusya’nın diğeri ABD’nin kazanamadığı savaş) arka plandaki büyük güç mücadelesi için yani büyük güçlerin doğrudan askeri olarak karşı karşıya kalmaması için bir fren görevi de üstleniyor. Fakat vekalet ve yarı vekalet savaşlarında yayılma ve sürüklenme tehlikeleri ciddi risklerdir. Hazar Denizinde Ukrayna ve İran’ın karşı karşıya gelmesi, iki yarı vekalet harbinin çakışması, bu riskleri hepimize hatırlattı. İran’ın misilleme yapmayı düşündüğü ve Ukrayna limanlarını hedef alacağı haberleri tüyleri diken diken edebilecek gelişmelerin olacağı korkusuna bizi gark etti. Neyse ki taraflar Savaşın başka cephelerde büyüyebileceği bir dönemde ana mücadele alanlarını riske atacak bir el yükseltmeden çekindiler ve şimdilik (gelecek belirsiz) diplomatik yollarla tansiyonu düşürmeyi seçtiler.

Felaket habercisi olmayı sevmem, ama iki bitmeyen uzun harp bir sürü ciddi risk demek. Önümüzdeki günlerde bu riskler arasında en çok, cephelerin genişlemesi, bölgesel savaşlara evrilmesi riskini konuşacağız.