Bayramın bereketi mi, enflasyonun gölgesi mi?
Kurban Bayramı Türkiye'de yalnızca dini ve sosyal bir dayanışma dönemi değildir. Aynı zamanda ekonominin nabzının hızlandığı, piyasaların geçici de olsa nefes aldığı önemli bir ekonomik döngüdür.
Her yıl milyarlarca liralık hacim oluşturan kurban ekonomisi; hayvancılıktan lojistiğe, perakendeden ulaşıma kadar çok sayıda sektörü doğrudan etkiliyor.
Bu yıl da bayramla birlikte pazarlarda yoğunluk oluştu. Kurban satış alanlarında hareketlilik dikkat çekerken, kasaplardan marketlere, otobüs firmalarından online alışveriş platformlarına kadar geniş bir ekonomik zincir canlandı. Özellikle iç tüketimde yaşanan bu hareketlilik, ekonomide yavaşlayan çarkların kısa süreli de olsa yeniden dönmesini sağladı.
Ancak bu tabloya yalnızca “bayram bereketi” olarak bakmak eksik olur. Çünkü bu yılın en dikkat çekici gerçeği, vatandaşın kurban ibadetini yerine getirirken ciddi bir maliyet baskısıyla karşı karşıya kalması oldu. Yem fiyatları, enerji giderleri, nakliye maliyetleri ve yüksek enflasyon, kurbanlık fiyatlarını tarihi seviyelere taşıdı. Birçok aile artık bireysel alım yerine hisseli kesime yöneliyor. Hatta bazı vatandaşlar için kurban ibadeti artık bütçe hesabı yapılmadan gerçekleştirilemeyecek kadar ağır bir ekonomik yük haline geldi.
Üretici cephesinde de tablo sanıldığı kadar parlak değil. İlk bakışta yüksek fiyatlar üreticiye kazanç sağlıyormuş gibi görünse de artan maliyetler nedeniyle kârlılık ciddi biçimde daralıyor. Hayvancılık sektörü son yıllarda finansman yükü, yem bağımlılığı ve üretim maliyetleri nedeniyle sürdürülebilirlik sorunu yaşıyor. Bayram dönemindeki yüksek talep, sektörün yıl boyunca biriken yükünü kısa süreli hafifletse de yapısal sorunları çözmeye yetmiyor.
Aslında Kurban Bayramı ekonomisi, Türkiye ekonomisinin genel fotoğrafını da ortaya koyuyor. Bir tarafta tüketimi canlı tutmaya çalışan vatandaş, diğer tarafta maliyet baskısı altında üretmeye çalışan üretici var. Piyasadaki hareketlilik moral veriyor ancak bu hareketin önemli bölümü kredi kartları ve borçlanma üzerinden gerçekleşiyor. Bu da tüketimdeki canlılığın kalıcılığı konusunda soru işaretleri oluşturuyor.
Bayramlar toplumların ekonomik reflekslerini anlamak açısından önemli dönemlerdir. Bu yılın verileri bize şunu gösteriyor: Türkiye’de tüketim hâlâ güçlü, ancak alım gücü zayıflıyor. İnsanlar geleneklerinden vazgeçmiyor ama bunu sürdürebilmek için daha fazla fedakârlık yapmak zorunda kalıyor.
Ekonominin gerçek gücü ise yalnızca bayram dönemlerinde oluşan geçici canlılıkla değil; üretimin sürdürülebilirliği, gelir dağılımındaki denge ve vatandaşın alım gücüyle ölçülür. Kurban Bayramı piyasaları hareketlendirdi, ancak asıl soru şu: Bu hareketlilik bayram sonrasında da devam edebilecek mi?
