Savaşın ikinci raundu başlamış gözüküyor
Trump, NATO için geldiği Ankara'da savaştığı bölgeye yaklaşmışken zehir zemberek açıklamalarda bulundu ve İranlı karar vericileri/müzakerecileri sözlerinde durmayan yalancılar olarak -en kibar şekliyle ifade ediyoruz tabi- nitelendirdi.
Anlaşma olmadan da ABD’nin İran’dan istediğini alacağını söylemesi de pek hayra alamet değildi. Nitekim ABD’nin İran’ın petrol tankerlerine saldırması bahanesi ile düzenlediği operasyonun haberi yeni gelmişti. Trump’ın açıklamalarının sertliği ise bize bu işin devamının geleceğini haber veriyordu. Zaten İran, misilleme olarak önce Kuveyt ve Bahreyn’deki, sonra Uman, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’deki ABD tesislerini ve varlıklarını hedef aldı. O günden bugüne “artık ateşkes bozuldu” diyebileceğimiz kadar çok saldırı karşılıklı olarak yapıldı. ABD ayrıca İran’a yönelik Hürmüz ve birleşik denizlerde sürdürdüğü ablukaya geri dönmüş durumda.
Niye başladı?
Savaşın ikinci raundu niye başladı sorusuna cevap veren uzmanların bir kısmı tarafların ateşkesin koşullarını farklı yorumladığı ve bu yüzden tırmanmanın mutabakatın imzalanmasından çok kısa bir süre sonra ateşkesin bozulduğunu söylüyorlar. Aslında mutabakat bazı noktaları bile-isteye belirsiz ve açık bırakmıştı, nihai bir metinden ziyade müzakerelerdeki anlaşmalarla belirlenecek bir sürecin kılavuz belgesiydi. Yani çok sisli bir havada, tehlikeli bir denizde yol almaya çalışırken elimizde basit bir gösterge olması gibi bir şeydi mutabakata sahip olmak. Farklı yorumlanabilirdi taraflar tarafından ve farklı yorumlama tercih edilebilirdi-bilerek, isteyerek. Çünkü mutabakatın gösterdiği kazançların kendileri adına bir tür kırmızı çizgi olduğunu taraflar birbirlerine gösterme ihtiyacı duyuyorlardı. Bu noktada Hürmüz’ün açık olduğunun görünür olması, kontrolün İran tarafından bırakıldığının veya gevşetildiğinin görünmesi Washington Yönetimi için çok önemliydi. İran ise iki şeyin görünür olmasını arzu ediyordu: Müzakerelerin İran’ın kazançlarını -en azından bir kısmını- garanti edecek bir çerçevede sürüyor olma hali ve bu savaştaki İran’ın başarılı direncinin başta Lübnan olmak üzere bölgede bir etki yaratması. İki taraf da tatmin olmadı. ABD, mutabakatın işaret ettiği yönde yürüyeceğine gitti Lübnan Hükümeti ve İsrail’i barıştırıp, Hizbullah’ı bitirmeyi İsrail’in Lübnan’dan çekilmesinin zimmi koşulu haline getiren Çerçeve Anlaşmasını yaptı/Beyrut ve Tel Aviv’e yaptırdı, İran da Hürmüz’de hala kontrolün kendisinde olduğunu gösteren eylemlerde hiç çekinmeden bulundu. Sonuç savaşın yeniden başlaması.
Odak ne?
Yeniden başlayan savaş ile ilgili bir iki tespitte bulunmak gerekiyor: 1)- ABD, ikinci rauntta odağını daha daraltmış görünüyor: Hürmüz’ü açmak. Bunun için hava saldırısı ve ablukayı bir arada götürme gibi eski yöntemi uygulamaya geri döndü. Saldırıların dozu, İran’a şu mesajı verme niyetinde: benimle Hürmüz konusunda anlaşmaz isen buradan çıkış yok. Bu taktik – özellikle abluka- ilk rauntta kısmi başarı sağlamış, İran’ın Hürmüz’ü açmasını sağlayamadığı gibi İran’ın Körfez’i cezalandırmasını da engelleyememişti. 17 Haziran’dan itibaren İran mümkün olduğunca çok İran petrolü taşıyan gemiyi bölgeden uzağa gönderdi. Savaşa geri dönüleceğini tahmin ettiğinden dron ve füze kapasitesini de mümkün olduğunca tedavi etti. Dolayısıyla ABD’nin, daha önce işlemeyen ama İran’ı cezalandıran taktiğinin bu sefer işleyeceği ile ilgili bir güvence yok. İran’ın daha yorgun olduğu çok doğru ama teslim olacak kadar değil bu yorgunluk. 2)- Bu nedenle ikinci raunt el yükseltmeye daha elverişli bir raunt gibi görünüyor. Taraflar daha sabırsız hale geldi çünkü. ABD için el yükseltme Hürmüz’ün güneyindeki İran adalarının en küçük ve en kolaydan başlayarak ele geçirilmesi olabilir. Keşm ve Hark gibi adalar ise ele geçirilmesi de elde tutulması da daha zorlu adalar. Ayrıca bu adaları elde tutabilmek için İran’ın güney kıyılarına bir kara operasyonu da düşünebilir ABD. Bu savaşın Vietnamlaşması demek, ABD’nin istediği ve/veya başarılı olacağına inandığı bir seçenek değil. Karşılığında İran’ın Körfez’de ABD askerî harekâtı ile ilişkilendirdiği tesislerin ötesinde sivil enerji altyapısını, su arıtma tesislerini vurma ihtimali var ki bu Körfez hapı yuttu demek. Her halükârda el yükseltme tekrar müzakereler başlasın diye yapılan bir el yükseltme değil. Yani bir tansiyonu düşürmek için tansiyonu yükseltme taktiği ile karşı karşıya değiliz. Taraflar el yükselterek birbirlerini kendi kırmızı çizgilerine ikna etmeye çalışıyorlar. Bugünkü ikinci raunt birinci raunttun sonunda temel meselelerde anlaşamadıkları için başlıyor.
Yemen’deki ısınma tesadüf değil
3)- Yemen’de dört yıldır süren kırılgan ateşkesin şimdilerde birdenbire bozulması ABD-İran savaşından ve el yükseltmenin bir tür yayılma şeklinde vuku bulma olasılığından bağımsız değil. Yemen’de Hükümet ile Husiler İran’dan kalkan bir uçağın Yemen’e inmesine izin verilmemesi üzerine çatışmasızlığa son verdiler. Husiler, sadece hükümet güçlerini değil doğrudan Suudi Arabistan’ı hedef aldı. Riyad da Husi hedeflerini vurdu. Bölge ve küre, İran’ın elinde Babu Mendep boğazının Hürmüz gibi çok zorlayıcı bir cezalandırma opsiyonuna dönüşeceğinin farkında. Kimse bunu istemiyor, bu yüzden savaşı Yemen’e yaklaştıracak bir harekete izin vermiyor Riyad. Ayrıca Suudi Arabistan Hürmüz’ün kapanması sonrası petrolünü Doğu-Batı boru hattına ve Kızıl Deniz’e yönlendirdi. Eğer Kızıl Deniz’de İran trafiği durduracak bir müdahalede bulunursa Riyad2ın kaybı büyük olur. Müdahale etmek zorunda ama bu müdahaleye sebep olacak gelişmenin tesadüfen gerçekleşmediğini de biliyor. İran bir yandan Kızıl Deniz’i işaret ederken diğer yandan Suudi müdahalesini Husiler ile karşılayacağı mesajını veriyor.
İkinci raunt devam ederse çok sert geçecek…