Anadolu öngörülebilir hukuk olmalı

Mustafa Deniz 27 Eyl 2026

Mustafa Deniz
Tüm Yazıları
Türkiye'nin ekonomik geleceği yalnızca İstanbul, Ankara ve İzmir'de değil, Anadolu'nun üretim gücünde yatıyor.

Elazığ’da düzenlenen TÜRKONFED 27. İş Dünyası Zirvesi’nde verilen mesajlar, sermayenin Anadolu’ya yayılması, yüksek katma değerli üretim ve ekonomik istikrar için öngörülebilir bir hukuk düzeninin önemini bir kez daha ortaya koydu.

Türkiye ekonomisi bir yandan enflasyonla, diğer yandan yüksek finansman maliyetleri, yatırım ihtiyacı ve küresel belirsizliklerle mücadele ediyor. Sanayici maliyet baskısı altında, KOBİ’ler finansmana erişimde zorlanıyor. Gençlerin kendi şehirlerinde gelecek kurabilmesi ise yeni yatırım ve istihdam alanlarının oluşturulmasına bağlı.

Tam da bu noktada Elazığ’dan yükselen çağrı önemli: Türkiye’nin yeni büyüme hikâyesi Anadolu’da yazılmalı.

TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez’in büyük şirketlerle Anadolu’daki üretim gücünün daha güçlü biçimde birbirine bağlanması gerektiğine ilişkin sözleri, ekonominin önemli bir ihtiyacına işaret ediyor. Anadolu’nun dört bir yanında faaliyet gösteren KOBİ’ler Türkiye’nin üretim gücünün önemli bir bölümünü taşıyor. Ancak bu işletmelerin teknoloji yatırımı, finansman, kurumsallaşma ve ihracat kapasitesi açısından desteğe ihtiyacı var.

Büyük şirketlerin sermaye ve teknoloji birikimi ile Anadolu’daki işletmelerin üretim deneyiminin buluşturulması, yalnızca bölgesel kalkınma açısından değil, Türkiye’nin küresel rekabet gücü açısından da önemli.

SERMAYE NEREYE GİDERSE GELECEK DE ORAYA GİDİYOR

FIRATSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık’ın dikkat çektiği bir başka konu ise sermayenin bölgesel dağılımı. Toplam banka kredilerinin yarısından fazlasının İstanbul, Ankara ve İzmir’de toplandığına dikkat çeken Açık, sermayenin yöneldiği yerde üretimin ve gençlerin de toplandığını vurguluyor.

Gerçekten de Anadolu’da yatırım olmadığı zaman üretim kapasitesi sınırlanıyor, istihdam azalıyor ve gençler büyük şehirlere yöneliyor. Büyük şehirlerde ise nüfus baskısı, konut maliyetleri ve yaşam giderleri artıyor.

Bu döngüyü kırmanın yolu, sermayenin Anadolu’ya daha fazla yönelmesinden geçiyor.

Elazığ, Malatya, Bingöl ve Tunceli’yi kapsayan Yukarı Fırat Havzası bu açıdan önemli bir potansiyele sahip. Ham maddeye yakınlık, mevcut sanayi birikimi ve genç insan kaynağı, yeni yatırımlar için önemli avantajlar sunuyor.

Burada yapılacak yatırım yalnızca bir fabrika anlamına gelmeyecek. Aynı zamanda gençlerin doğdukları şehirlerde çalışma, kadınların ekonomik hayata daha fazla katılma ve yerel işletmelerin kurumsallaşma imkânını artıracak.

ÜRETMEK YETMEZ, TEKNOLOJİ GELİŞTİRMEK GEREK

Zirvenin onur konuşmacısı Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç’un mesajları ise Türkiye’nin üretim modelinin geleceğine ilişkin önemli bir çerçeve çizdi.

Koç, küresel belirsizliklerin artık ekonominin kalıcı bir gerçeği haline geldiğine dikkat çekerken, dayanıklılığın yalnızca krizleri atlatmak olmadığını vurguladı.

Türkiye’nin artık yalnızca üreten değil; teknoloji geliştiren, tasarım yapan ve fikrî mülkiyet sahibi olan bir ekonomik yapıya geçmesi gerekiyor.

Bu dönüşümün merkezinde ise insan kaynağı bulunuyor. Yüksek katma değerli üretim için nitelikli iş gücüne, Ar-Ge’ye, teknolojiye ve uzun vadeli yatırımlara ihtiyaç var.

EKONOMİDE GÜVENİN TEMELİ HUKUK

Ömer Koç’un dikkat çeken bir diğer mesajı ise ekonomik istikrar ile hukuk arasındaki ilişkiye yönelikti.

Kalıcı istikrarın ön koşulunun, kurum ve kurallarıyla işleyen demokrasi ve hukukun üstünlüğünün hâkim olduğu bir düzen olduğunu belirten Koç’un bu değerlendirmesi, yatırım kararlarının temelindeki güven unsurunu gündeme taşıdı.

Çünkü uzun vadeli yatırım yalnızca maliyet hesabıyla yapılmaz. Yatırımcı, yarının ekonomik ve hukuki koşullarını da görmek ister.

Bu nedenle Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığını artırması; yalnızca üretimi ve yatırımı artırmasına değil, aynı zamanda öngörülebilir, güven veren ve kurumsal yapısı güçlü bir ekonomik ortam oluşturmasına bağlı.

İSRAİL, ABD VE AVRUPA’YA TEPKİ 

Elazığ’daki zirvenin asıl mesajı da burada yatıyor:

Koç’un dikkat çektiği bir başka konu da İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları oldu. Koç konuşmasında İsrail’ie çok sert tepki gösterirken ABD’nin desteğine yönelik ağır eleştirilerde bulundu Avrupa’yı da sessiz kalarak destek vermekle suçladı. Koç, “ABD, İngiltere ve AB'nin İsrail'i koşulsuz olarak desteklemesi, Batı'nın yüz karası olan bu hunhar soykırımı mümkün kıldı. Avrupa'nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır" dedi. Bu açıklama son derece önemli ve iş dünyasından yükselen bu sese dikkat verilmesi gerekli, 

ÖTE yandan Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha fazla büyümek değil, büyümenin üretim ve refahını ülkenin dört bir yanına yayabilmek.

Sermaye Anadolu’ya, teknoloji üretime, yatırım istihdama ve istikrar kalıcı refaha dönüşebildiği ölçüde Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığı güçlenecek.

Anadolu’nun üretim gücünü harekete geçirmek artık bir tercih değil, Türkiye’nin geleceği açısından stratejik bir ihtiyaç.