Çocuklar sokakta değil ekranda kayboluyor

Mustafa Deniz 18 Nis 2026

Mustafa Deniz
Tüm Yazıları
Bir zamanlar "sokak tehlikeli" denirdi. Aileler çocuklarını eve çağırır, "gözümün önünde olsun" diye düşünürdü. Bugün ise tablo tersine döndü. Çocuklar evde, hatta odalarında… ama güvende değiller. Çünkü artık tehlike kapının dışında değil, ekranın içinde.

Son yıllarda okullarda artan şiddet vakalarını yalnızca bireysel öfke, aile içi sorunlar ya da eğitim sistemindeki eksiklerle açıklamak giderek yetersiz kalıyor. Görmezden gelinen daha büyük bir gerçek var: Dijital dünyanın kontrolsüz büyümesi ve bu alanın suç örgütleri tarafından aktif biçimde kullanılması.

Online oyunlar… İlk bakışta masum bir eğlence alanı. Ancak artık bu platformlar sadece oyun oynanan yerler değil; aynı zamanda iletişim kurulan, sosyalleşilen ve ne yazık ki manipüle edilen alanlara dönüşmüş durumda. Oyun içi sohbetler, canlı yayınlar ve kapalı gruplar üzerinden kurulan ilişkiler, çocukları adım adım başka bir dünyanın içine çekiyor.

Dijital odalarda örgütleniyorlar

Bu süreç tesadüfi değil, oldukça sistematik. Önce yalnız, dışlanmış ya da aidiyet arayan çocuklar hedef alınıyor. Onlara bir ekip, bir “lonca”, bir kimlik sunuluyor. Ardından güven kazanılıyor. Sonra yönlendirme başlıyor… Daha kapalı gruplara, daha sert içeriklere, daha karanlık ilişkilere.

Bu yeni yapı klasik çetelerden çok farklı. Artık sokak köşelerinde değil, dijital odalarda örgütleniyorlar. Fiziksel temas yok ama etkileri çok daha derin. Çünkü çocukların zihnine, duygularına ve kimlik arayışına dokunuyorlar.

Daha da çarpıcı olan şu: Şiddet artık dışarıdan öğrenilen bir davranış değil, içeriden normalleşen bir refleks haline geliyor. Sürekli maruz kalınan içerikler, algoritmaların yönlendirdiği videolar ve oyun içi etkileşimler, şiddeti sıradanlaştırıyor. Çocuk için bu, “olağan iletişim dili”ne dönüşebiliyor.

Sorun ilgisizlik

Burada asıl mesele teknoloji değil. Teknoloji bir araç. Sorun; denetimsizlik, ilgisizlik ve farkındalık eksikliği.

Aileler çoğu zaman çocuklarının ne oynadığını, kimlerle konuştuğunu bilmiyor. Okullar akademik başarıya odaklanırken, öğrencilerin psikososyal dünyası arka planda kalıyor. Dijital platformlar ise denetim konusunda hâlâ gri bir alan.

Oysa bu tablo artık bir “uyarı” değil, açık bir alarm.

Çocuklar sadece okulda değil, ekran başında şekilleniyor. Ve o ekranın arkasında kimlerin olduğu, neyin öğretildiği, hangi duyguların beslendiği çoğu zaman bilinmiyor.

Bugün sormamız gereken soru şu: Çocuklarımız gerçekten nerede büyüyor?

Eğer bu soruya net bir cevap veremiyorsak, sorun sandığımızdan çok daha büyük demektir.