SGK prim borçları bu şartlarda ödenebilir mi?
Ekonomide son yılların en dikkat çekici başlıklarından biri artık yalnızca enflasyon ya da faiz değil. Şirketlerin ve esnafın ayakta kalma mücadelesi de giderek daha görünür hale geliyor. Tam da bu atmosferde kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin hazırlanan yeni taslak, iş dünyasında umut kadar tartışma da yarattı.
Masadaki düzenleme açık: SGK prim borçlarında taksit süresi 36 aydan 72 aya çıkarılmak isteniyor. İlk bakışta kulağa oldukça cazip geliyor. Çünkü piyasada ciddi bir nakit sıkışıklığı var. Kredinin maliyeti yüksek, finansmana erişim zor, iç talep ise zayıf. Özellikle KOBİ’lerin önemli bölümü bugün bırakın yatırım yapmayı, mevcut operasyonunu çevirmekte bile zorlanıyor.
Böyle bir tabloda devletin “öde ama zamana yay” yaklaşımı elbette reel sektör açısından bir nefes alma girişimi olarak görülüyor. Ancak tartışma da tam burada başlıyor.
Çünkü Türkiye’de yapılandırma uygulamaları artık istisna olmaktan çıktı. Vergi, prim, kamu borcu… Ekonomi her sıkıştığında yeni bir yapılandırma paketi gündeme geliyor. Bu durum da düzenli ödeme yapan mükellefler açısından ciddi bir rahatsızlık oluşturuyor. Borcunu zamanında ödeyen ile sürekli yapılandırma bekleyen arasındaki fark giderek kapanıyor.
Piyasada yaygınlaşan düşünce şu: “Nasıl olsa yeniden yapılandırma gelir.”
İşte bu algı, mali disiplin açısından en büyük risklerden biri. Devlet kısa vadede tahsilatı artırmayı hedeflerken, uzun vadede ödeme alışkanlıklarını bozabilecek bir zeminin oluşması eleştiriliyor.
Faiz yüküne dikkat!
Öte yandan taslakta dikkat çeken başka bir sorun daha var: Faiz yükü…
72 ay vade kulağa uzun geliyor ama aylık yüksek tecil faiziyle birlikte hesap büyüdüğünde birçok işletme için ödeme yeniden zorlaşıyor. Özellikle yüksek borçlu şirketlerde yapılandırma taksitleri birkaç yıl sonra yeniden taşınamaz hale gelebilir. Bu nedenle iş dünyasının önemli bir bölümü yalnızca vade uzatımının yeterli olmayacağını, faiz tarafında da ciddi bir revizyon gerektiğini savunuyor.
Bir başka dikkat çekici detay ise teminat şartı. 1 milyon liraya kadar olan borçlarda teminat aranmayacak olması küçük işletmeler açısından önemli bir kolaylık sağlayabilir. Ancak büyük ölçekli şirketler için aynı rahatlığın söz konusu olmadığı görülüyor.
Hükümet cephesi düzenlemenin bir af olmadığını özellikle vurguluyor. Ana para silinmiyor, kamu alacağından vazgeçilmiyor. Ama piyasadaki algı çoğu zaman teknik ayrıntılardan farklı işliyor. İş dünyası açısından önemli olan şey, borcun hangi koşulla ve ne kadar sürdürülebilir biçimde ödenebileceği.
Sonuçta mesele yalnızca SGK primleri değil. Türkiye ekonomisinin bugün geldiği noktada yapılandırma paketleri artık ekonomik nabzın da göstergesi haline geldi. Eğer şirketler borçlarını sürekli yeniden yapılandırma ihtiyacı hissediyorsa, sorun sadece ödeme planında değil, ekonominin genel finansman yapısında aranmalı.