Hürmüz'ün gölgesinde ekonomi
Orta Doğu yine bildik bir senaryonun içinde: Siyaset sertleşiyor, silahlar konuşuyor, faturayı ise küresel ekonomi ödüyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrası bölgede tansiyon hızla yükseldi. İran’da dini lider Ali Hamaney’in ölümüyle ilan edilen 40 günlük yas ise yalnızca iç siyaseti değil, enerji jeopolitiğini de derinden sarstı. Krizin kalbi ise bir kez daha Hürmüz Boğazı oldu.
Hürmüz, dünya petrol ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği dar bir su yolu. Bu hattaki en küçük aksama, Londra’dan Şanghay’a kadar tüm fiyatlama davranışlarını değiştiriyor. Nitekim son günlerde tanker trafiğinin yavaşlaması, sigorta primlerinin sıçraması ve askeri risklerin artması, petrolü birkaç gün içinde dört yılın zirvesine taşıdı. Bu tablo bize şunu hatırlatıyor: Enerji piyasası sadece arz-talep dengesiyle değil, korku ve beklentiyle de şekilleniyor.
Merkez bankaları için stres testi
ABD merkezli yatırım bankası Goldman Sachs’ın yayımladığı senaryolar, riskin boyutunu net biçimde ortaya koyuyor. Boğazın tamamen kapanması halinde 15 doları aşan bir fiyat sıçraması ihtimali masada. Alternatif boru hatları ve stratejik rezervler devreye girse bile çift haneli artış olasılığı ortadan kalkmıyor. Bu, küresel enflasyonla mücadele eden merkez bankaları için adeta yeni bir stres testi demek.
Ancak mesele yalnızca petrolün kaça çıktığı değil. Asıl soru şu: Bu kriz ne kadar sürecek ve ne kadar yayılacak? Eğer gerilim kontrollü kalır ve diplomatik kanallar devreye girerse, fiyatlardaki artış geçici olabilir. Fakat Hürmüz’de kalıcı bir güvenlik sorunu oluşursa, bu durum enerji arz güvenliğini yapısal biçimde tartışmaya açar. O zaman fiyat şoku geçici değil, kalıcı bir maliyet artışına dönüşür.
Türkiye için tablo hassas
Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için tablo daha hassas. Petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artış, cari açık ve enflasyon üzerinde doğrudan baskı yaratıyor. Akaryakıt fiyatları üzerinden zincirleme bir maliyet etkisi oluşuyor; taşımacılıktan gıdaya kadar geniş bir alana yayılıyor. Enflasyonla mücadele programlarının en kırılgan noktası da tam burada ortaya çıkıyor.
Dahası, enerji fiyatlarındaki yükseliş küresel faiz politikasını da etkileyebilir. Enflasyon yeniden ivmelenirse, merkez bankalarının gevşeme planları rafa kalkabilir. Bu da finansman maliyetlerinin yüksek kalması, borçlu ekonomilerin nefes alamaması anlamına gelir. Yani Hürmüz’deki bir askeri gerilim, İstanbul’daki kredi faizine kadar uzanan bir zincirleme etki yaratabilir.
Enerji bağımlılığı stratejik zafiyet
Bugün yaşananlar bize bir gerçeği daha hatırlatıyor: Enerji bağımlılığı, sadece ekonomik değil stratejik bir zafiyettir. Alternatif enerji kaynaklarına geçiş ve arz çeşitliliği artık çevreci bir tercih değil, ekonomik güvenlik meselesidir.
Sonuç olarak, Hürmüz’deki her dalga yalnızca tankerleri değil, küresel ekonominin rotasını da sarsıyor. Eğer diplomasi devreye girmezse, bu yangının dumanı sadece Orta Doğu semalarında değil, tüm dünya piyasalarında hissedilmeye devam edecek. Türkiye açısından ise bu kriz, enerji faturasının ötesinde, makroekonomik istikrarın dayanıklılığını test eden yeni bir sınav anlamına geliyor.