Yılın son Florida Zirvesi: Trump-Netanyahu görüşmesinden çıkanlar

Prof. Dr. Vişne Korkmaz
Tüm Yazıları
2025'in son günlerinde Netanyahu Trump ile Florida'da buluştu. Trump'ın iktidara gelişi ve ABD adına İran dosyasını yönetme biçimi İsrail adına çok şey değiştirdi.

Tabi olayı alt-üst ederek değerlendiren ve İsrail’in İran ile mücadelesinin ve ileride savunma unsurlarını biçmesinin ABD’nin İran karşısındaki operatif kabiliyetini çok artırdığını düşünenler de var. Sondan başa baktığımızda yumurta-tavuk ilişkisini hatırlatan bu duruş ABD ve İsrail’i hala birbirine bağlıyor. Zaten bu nedenle Florida’daki görüşme bizim durduğumuz yerden bakanlar için nahoş bir yönü de içerisinde barındırıyordu. Trump, Netanyahu ile devam etmeye istekli görünüyor. 

Bilindiği üzere ABD Başkanı bazen Natanyahu’dan hazzetmediğini gösteren ifadeler kullanmaktan çekinmemişti. Fakat 2025 sonbaharından itibaren retoriğini Trump yeniden ayarladı ve Netanyahu yönetimi altındaki İsrail ile çalışmaktan memnun olduğunu gösteren bir ton benimsedi. Bu havaya aykırı görünebilir; İsrail-ABD arasında belirli konularda görüş ayrılıklarının olduğunu Trump ve Netanyahu’nun açıklamalarından anlıyoruz. İki aktör Gaza Planının ikinci aşamasının nasıl kotarılması gerektiği- ve belki de amacı- konusunda farklı düşünüyorlar. Netanyahu yönetiminin parçası olan kimi aşırı sağ figürlerin Trump yönetimininden Batı Şeria ile ilgili beklentisi de henüz karşılık bulmuş değil. Washington ve Tel Aviv’in Orta Doğu vizyonlarında örtüşen yerler olduğu kadar ayrışan yerler de var. Trump, Netanyahu’nun yanında yeni Suriye’nin başarılı olmasını arzu ettiğini söylüyor mesela, Erdoğan ve Erdoğan Türkiye’sini övüyor mesela, görüşme öncesi İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararına katılmadığını vurgulamıştı mesela.

Neden Netanyahu ile devam?

 Ortadoğu’nun bugünü ve geleceğiyle ilgili bu kimi mesele bazlı anlaşmazlıklar önemli olma potansiyeline sahip, zira İsrail’in Ortadoğu vizyonu “böl, parçala, ehlileştir ve yut” fikrine dayanıyor. İsrail, Ortadoğu’da istediklerini kendi mutlak güvenlik anlayışına bağladığı için, 7 Ekim sonrası oluşan İsrail toplumu için aslında kırılgan olan atmosferde hala mutlak güvenlik (hiçbir riskin, meydan okuyucunun bulunmadığı bir bölgesel stratejik çevre hayali) düşleri kurmak mümkün olduğundan İsrail o yolla bu yolla bölünmeleri ve iç kargaşaları kışkırtmaktan vaz geçmedi. Trump ABD’si ise görüntüde (ve doktrin bazında) daha istikrarlı bir güçler dengesi bölge için arzu ediyor. ABD, mini minnacık gördüğü meseleler için açık tercihler söylemeyecek bir yükseklikte ve uzaklıkta bölgeye bakıyor ve kim kimi bölmüş, kim kimin boğazını sıkmış, sonuç denge olduğu müddetçe çok umursamaz görünüyor, ama sonucun işleyen bir denge olduğundan emin olması gerekiyor. İsrail ve İsrail ile beraber hareket eden bazı aktörler güçlerini çeşitli nedenlerle tam olarak birleştiremiyorlar, İbrahim Anlaşmaları çok şey vaat ediyor ama istikrarlı bir yapı olabilmiş değil henüz; dolayısıyla güçler dengesini rahatsız edebilen ama yeniden kurmakta güçlük çeken İsrail ve pragmatik takipçilerine bölgesel düzen direksiyonunu bırakamayacağını Trump ABD’si biliyor gözüküyor. Netanyahu ile her yan yana gelindiğinde Trump’ın lafı döndürüp dolaştırıp Erdoğan’a getirmesi ve Türkiye’nin başarılarından bahsetmesi tesadüf değil. Hele İsrail ve Türkiye Suriye’de kafa kafaya gelmişken. Trump, Netanyahu’nun yumuşak karnının (siyasi açıdan kaybetme potansiyelinin) Erdoğan sembolü ile ilişkili olduğunu biliyor. Bunun üzerinden İsrail’e Ortadoğu’da tek başınıza değilsiniz mesajı veriyor. Ayrıca ABD’nin gayet realist ve pragmatik bir beklentisini de tekrar hatırlatıyor: Türkiye-İsrail ilişkileri iyileşmeli. Ama tüm bu önemliymiş gibi görünen ayrışma, hatırlatma ve yeniden İsrail’i rayına oturtma (-onlara ikinci bir şans veriyoruz ve doğrusunu yapıyorlar-) hamlelerinden sonra Trump, yola Netanyahu ile devam edeceğini, ABD-İsrail ilişkileri gündemini Netanyahu ile birlikte götüreceği mesajını veriyor. Bu son mesaj nedeniyle- çünkü Netanyahu hükümetinin gündemi ve gündemi uygulama yöntemleri belli- kimileri ABD’nin bile isteye havanda su dövmeyi, bir şey yapıyormuş/söylüyormuş gibi görünürken aslında hiçbir şey yapmamayı tercih ettiğini düşünüyor.

İran faktörü

Kısmen doğru bir analiz. Muhtemelen ABD, İran’ı vurduktan sonra çok ciddi bir bölge gündemine sahip olmadan takılabileceğini düşünüyor. Kısmen dememizin nedeni hala, bugün bile, ABD söylemlerine bakarak İran ile ilgili net bir şeyi söylemenin zor olduğunu bilmemiz. ABD, kendi ulusal güvenlik strateji belgesinde İran nükleer programını yok ettiği /ciddi bir biçimde durdurduğundan çok emin bahsediyordu. İran’ın bölgede olan bitenler (güney Suriye’de yaşananlar, Lübnan’da Hizbullah’ın sıkışmışlığı, Gazze’deki belirsizlikler ve Güney Yemen’de Riyad Abu Dabi kapışması) karşısında düşük profilli bir stratejiye yöneldiği görünüyor. Ama Trump’ın yıllı bitirirken Florida’da İran hakkında söyledikleri ABD adına dosyanın henüz kapanmadığını da gösteriyor. Belirsizlik çift yönlü. Bir yandan ABD, İran’ın sahip olduğu nükleer bilgi ve yakıt hakkında hala kararını vermediğini düşünüyor. İran, 12 Gün savaşından önce eşikte bir devlet olarak kalarak pazarlık yapmaya karar vermişti, bu opsiyon bugün geçerli değil zira bu seçenek İran’ı hedef olmaktan kurtaramadı. İran, hala nükleer bilgi ve yakıtını gizli bir çerçevede nükleer silah elde etmek için kullanma ve ABD ile ABD’nin istediği biçimde anlaşma opsiyonları arasında duruyor. Hareketsiz görünmesine rağmen demek ki temelde hareket var ve bu yüzden Trump, İran’ı tekrar vurabileceğini söyledi. İsrail/Netanyahu öyle bir durumda el altında önemli bir araç/enstrüman haline gelecektir. Sadece İran’a karşı değil, bu kargaşada kendi yolunu çizmek isteyebilecek bölgesel aktörlere karşı. Bu arada ABD, İran ile hala anlaşabilir de. Böyle bir durum için Netanyahu/İsrail hazır mı, onu da bilmiyoruz. Ne zaman bu tür belirsizlikler artar, öyle zamanlarda İran’da rejim değişikliği söylentileri de artar.

Nitekim, İran için 2025’in son haftası çok zorlu oldu. Altın fiyatları çok istikrarsız, enflasyon çok yükselmiş durumda. Merkez Bankası eski başkanı, ülke geneline yayılan ekonomik memnuniyetsizlik temelli protestolar nedeniyle istifa etmiş, yeni Merkez Bankası başkanı da protestoları sonlandırabilmiş değil. Yönetim, sert davranmak yerine şimdilik olayları yatıştırmayı tercih ediyormuş görünüyor. Çarşamba günü -yılbaşı arifesi- 21 vilayette hükümet binaları ve resmî kurumlar protestolara sahne olmasın diye kapatıldı. Ancak rejim içi bazı sesler “dış müdahaleye zemin hazırlayacak” iç karışıklıkların affedilmeyeceği uyarılarını yapıyor. Somaliland-Yemen krizi üzerinden Riyad, Ankara, Kahire arasında koordinasyon ve diyalog artırılmışken Tahran’ın kendi krizi ile nasıl başa çıkacağını da izlemek lazım. Bu tür sağlı sollu dengelemelerin varlığı İsrail’e şunu hatırlatacak çünkü: mücadele eksenleri açmak kolay, mücadeleleri kazanmak zor. İsrail daha kazanmadı.

2026’dan beklentimiz güzel olsun

Senenin ilk yazısı, güzel bir şeyler yazmak istiyor insan. Tabi zor bir yıldan zor bir yıla geçerken kulağa “dayanmak, mücadele edebilmek, var olmaya devam etmek” yeterince güzel geliyor. Ama biz daha güzel şeyler de dileyelim elbette ki hem kendimiz hem de dinamik ve güzel ülkemiz için.