Üretimde yeni adresler
Küresel üretim dengeleri son beş yılda belki de son yarım yüzyılın en sert dönüşümünü yaşıyor.
Pandemiyle kırılan tedarik zincirleri, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası artan enerji maliyetleri, ABD-Çin rekabeti ve Avrupa’daki resesyon baskısı üreticileri yeni arayışlara itti.
Bu arayışın son dönemdeki en dikkat çekici adreslerinden biri ise kuşkusuz Mısır.
Türkiye’den Avrupa’ya üretim yapan birçok firma için Mısır artık yalnızca bir alternatif değil, stratejik bir konumlanma alanı hâline geliyor.
Özellikle tekstil, hazır giyim, plastik ambalaj, gıda işleme ve hafif sanayi yatırımlarında Mısır’a doğru kayış belirginleşmiş durumda.
Mısır’ın sunduğu en temel avantaj düşük işçilik maliyetleri. Avrupa’da saatlik işçilik maliyeti 15–25 dolar bandına çıkarken, Mısır’da bu rakam bunun oldukça altında seyrediyor.
Emek yoğun sektörlerde yüzde 30 ila 50 arasında maliyet avantajı oluşabiliyor. Bu durum özellikle tekstil ve konfeksiyon gibi marjı dar sektörlerde ciddi bir rekabet alanı yaratıyor.
Stratejik konum bir diğer güçlü unsur. Süveyş Kanalı sayesinde hem Avrupa’ya hem Körfez’e hem de Afrika pazarına erişim mümkün.
Örneğin Avrupa’ya gönderilecek bir tekstil ürününün Mısır’dan sevkiyatı, Uzak Doğu’ya kıyasla haftalarca daha kısa sürede tamamlanabiliyor…
Mısır’ın Avrupa Birliği ile yaptığı ticaret anlaşmaları ve Afrika kıtasıyla kurduğu ekonomik bağlar da yatırımcı açısından cazip.
Üretilen ürünlerin geniş pazarlara gümrük avantajıyla ulaşabilmesi, yatırımın geri dönüş süresini kısaltıyor.
Ancak tablo yalnızca avantajlardan ibaret değil. Mısır’da kur dalgalanmaları yatırımcıyı zorlayabiliyor.
Yerel para birimindeki değer kayıpları kısa vadede maliyet avantajı yaratsa da finansal planlamayı zorlaştırıyor. Bürokratik süreçlerin uzunluğu ve bazı sektörlerde altyapı eksiklikleri de üretim sürekliliği açısından risk oluşturabiliyor.
Bu noktada küresel üretim haritasına daha geniş bir perspektiften bakmak gerekiyor.
Çünkü Mısır tek başına değil; birçok ülke düşük işçilik maliyetleriyle yatırım çekmeye çalışıyor.
Bangladeş de hazır giyim sektöründe dünyanın en büyük üretim üslerinden biri hâline gelmiş durumda.
Küresel moda markalarının önemli bir kısmı üretiminin büyük bölümünü burada yaptırıyor.
İşçilik maliyetleri oldukça düşük.
Ancak geçmişte yaşanan iş güvenliği krizleri ve sosyal standart tartışmaları markalar üzerinde ciddi baskı oluşturdu. Artık yalnızca ucuzluk değil, sürdürülebilirlik ve etik üretim de satın alma kararlarında belirleyici.
Uzak Doğu’nun tartışmasız yıldızı Vietnam bu kulvarda Çin’e alternatif olarak yükseliyor ..
Elektronik üretiminde dev yatırımlar aldı. Büyük teknoloji firmalarının üretim hatlarını Vietnam’a kaydırması, ülkeyi yalnızca ucuz işçilik merkezi değil aynı zamanda organize sanayi ve ihracat üssü hâline getirdi.
Ve Asya’nın en büyük gücü Hindistan geniş iş gücü, dev iç pazarı ve devlet destekli “Make in India” politikasıyla öne çıkıyor.
Otomotivden ilaç sanayine kadar birçok sektörde üretim hacmini artırdı.
Ancak altyapı ve bürokrasi hâlâ yatırım kararlarını yavaşlatabiliyor.
Bütün bu örnekler şunu gösteriyor:
Artık küresel üretim sadece maliyet hesabıyla şekillenmiyor.
Şirketler “China+1” stratejisiyle risklerini dağıtıyor.
Tek bir ülkeye bağımlı kalmak yerine üretimi farklı coğrafyalara yayıyor. Türkiye’den Mısır’a yönelen yatırımcı için de bu aslında bir çeşit sigorta mekanizması.
Bununla birlikte üretimin başka bir ülkeye taşınmasının görünmeyen maliyetleri de var.
Yeni iş gücü eğitimi, kalite standardının korunması, kültürel farklılıklar, hukuk sistemi, vergi yapısı ve yerel tedarik zinciri entegrasyonu zaman ve kaynak gerektiriyor.
Üstelik düşük ücret her zaman yüksek verimlilik anlamına gelmiyor.
Saatlik maliyet düşük olsa da üretim hızı veya hata oranı yükselirse toplam maliyet artabiliyor.
Bir diğer kritik başlık teknoloji. Otomasyon arttıkça işçilik maliyetinin toplam maliyet içindeki payı azalıyor. Almanya veya Polonya gibi daha yüksek ücretli ülkelerde bile robotik sistemlerle yapılan üretim, bazı sektörlerde düşük maliyetli ülkelere yakın rekabet avantajı yaratabiliyor. Bu nedenle geleceğin üretim stratejisi yalnızca “ucuz ülke” değil, “akıllı yatırım” olacak.
Türkiye açısından bakıldığında Mısır’a yöneliş hem fırsat hem uyarı niteliğinde. Fırsat, çünkü Türk firmaları bölgesel güçlerini genişletiyor. Uyarı, çünkü eğer maliyet rekabeti tek belirleyici olursa, üretim göçü devam edebilir.
Sonuç olarak üretim sektörü Mısır’a yönelmeye devam ediyor.
Ancak bu geçici bir dalga mı, yoksa kalıcı bir dönüşüm mü sorusu hâlâ masada.
Küresel üretim artık üç temel eksen etrafında şekilleniyor: maliyet, jeopolitik güvenlik ve teknoloji.
Bu üçlüyü aynı anda dengeleyebilen ülkeler kazanan olacak.
Sadece ucuz olanlar değil; istikrarlı, hızlı ve akıllı üretim yapabilenler geleceğin sanayi haritasını çizecek.
Ve üretimin yeni adresleri belirlenirken, asıl yarış maliyet tablolarında değil; stratejik vizyonda kazanılacak.