Türkiye enflasyonda savaşan ülkeleri geride bıraktı
Dünyada savaşlar sürüyor, enerji piyasaları dalgalanıyor, ticaret yolları tehdit altında. Buna rağmen bazı ülkeler enflasyonu Türkiye'nin oldukça altında tutabiliyor. Türkiye ise yüzde 29,73'lük yıllık enflasyonla mücadele ediyor. Peki, savaşın içindeki ülkelerde bile enflasyon daha düşükken Türkiye neden fiyat istikrarını sağlayamıyor?
Rusya Merkez Bankasının 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 7,1-7,6 aralığında. IMF'nin Ukrayna için yıllık ortalama enflasyon tahmini ise yüzde 6,1. Bu rakamların Türkiye'nin gerçekleşmiş yıllık enflasyonuyla aynı ölçüm dönemine dayanmadığını unutmamak gerekiyor. Ancak ortaya çıkan tablo, Türkiye'nin enflasyon sorununu yalnızca küresel gelişmelerle açıklamanın yetersizliğini gösteriyor.
SORUN SADECE SAVAŞ DEĞİL
Elbette enerji fiyatları, jeopolitik gerilimler ve tedarik sorunları enflasyonu etkiliyor. Ancak aynı küresel şok her ülkede aynı sonucu doğurmuyor. Üretim kapasitesi, ithalata bağımlılık, para biriminin istikrarı ve ekonomi politikalarının güvenilirliği, fiyat artışlarının boyutunu belirliyor.
Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri, döviz kurundaki hareketlerin üretim maliyetlerine hızla yansıması. Enerjiden gübreye, ham maddeden sanayi girdilerine kadar geniş bir alanda dışa bağımlılık, kur artışlarını doğrudan tüketici fiyatlarına taşıyor.
Üstelik yüksek enflasyon, ekonomide bir fiyatlama alışkanlığı oluşturuyor. İşletmeler gelecekteki maliyet artışlarını bugünden fiyatlarına yansıtıyor, çalışanlar alım gücünü korumaya çalışıyor. Böylece geçmiş enflasyon geleceğin fiyatlarını da belirliyor.
FAİZ TEK BAŞINA YETMEZ
Enflasyonla mücadelede yüksek faiz uygulamak, talebi yavaşlatmayı amaçlıyor. Ancak üretim maliyetleri, döviz kuru, kamu harcamaları ve fiyatlama davranışları aynı hedef doğrultusunda yönetilmediğinde para politikasının etkisi sınırlı kalabiliyor.
Üstelik bu mücadelenin faturası çoğu zaman ücretlilere ve emeklilere çıkıyor. Gıda, kira ve enerji giderleri karşısında dar gelirlinin harcamalarını daha fazla kısmasının da bir sınırı var.
Türkiye'nin ihtiyacı, yalnızca tüketimi baskılayan değil; üretimi artıran, tarımsal planlamayı güçlendiren, ithalata bağımlılığı azaltan ve rekabeti destekleyen kapsamlı bir programdır. Bunun yanında öngörülebilir ekonomi politikaları ve kurumsal güven de yeniden tesis edilmelidir.
Sonuçta, savaşın içindeki ülkelerde bile enflasyon Türkiye'nin oldukça altında kalıyorsa sorunu yalnızca dış gelişmelerde aramak yeterli değildir. Asıl mesele, Türkiye'nin kendi ekonomik sorunlarını ne ölçüde çözebildiğidir.
Çünkü enflasyon sadece rakamlardan ibaret değil; milyonlarca insanın alım gücünü, yaşam standardını ve geleceğe ilişkin umudunu belirleyen ağır bir ekonomik faturadır.