Bir NATO yazısı

Prof. Dr. Vişne Korkmaz
Tüm Yazıları
NATO konusunda o kadar çok analiz kaleme alındı ki, okuyucunun bilmediği aslında hiçbir şey kalmadı. Fakat yine de sokaktaki insanın NATO zirvesinin önemli olması dışında pek çok konuda kafasının karışık olduğunu görüyorum.

NATO bizden ne isteyecek diyorlar, biz NATO’dan ne isteyeceğiz diyorlar. Mevzu iki tarafın birbirinden ne isteyeceğinin çok ötesinde oysa. Konjonktür yani uluslararası ortamdaki dönüşüm NATO’yu önemli bir dönemecin yanına kadar getirdi. Bu nedenle bu zirve, NATO tarihinde 2014’le başlayan önemli zirvelerin son -Trump faktörü dolayısıyla da şimdilik en önemli halkası. Ayrıca NATO çevresinde tartışılan farklı siyasi ve teknik mevzular var, hepsi bir şekilde savunma sanayi atılımına (teknoloji paylaşımı ve üretim) gelip bağlanıyor. Bu konu Ankara için o kadar önemli ki Zirve Ankara’nın kendi gündemi için de hayati önemde. 

NATO 3.0 ne demek?

NATO hangi dönemeçte duruyor sorusunun resmi bir karşılığı da var NATO yazınında: NATO 3.0. Bu şu demek NATO 2.0’ın yani Soğuk Savaş sonrası yaşanan NATO’daki dönüşümün ötesine geçeceğiz. NATO 2.0 Transatlantik güvenliğe yönelik doğrudan bir tehdidin olmadığı varsayımına dayanıyordu. Rusya’nın Avrupa güvenliğine entegre olmadığını farkındaydı müttefikler- ki böyle bir entegrasyonu Batı istememişti, ama baş ağrısı ve tehditkar bir nükleer duruş dışında Rusya’nın doğrudan veya asimetrik güçlü bir konvansiyonel tehdit olmayacağı düşünülüyordu. Zaten Rusları oyalayacak enerji ticaretinden akan paralar da vardı. Güvensizlik çevrede meydana gelen çatışmaların yarattığı riskler bağlamında tanımlanıyor, NATO kriz yönetimi ve nükleer caydırıcılık üzerinden Transatlantik güvenliği tanımlıyordu. Artık burada değiliz. 

2014 sonrası NATO zirveleri nükleer caydırıcılığa dayalı savunmanın Rusya odaklı katmanlı tehdide (konvansiyonel stratejik ve stratejik altı, hibrit, nükleer, asimetrik) karşı yeterli olmadığı fikri üzerinde durdu. Sonuçta NATO sadece caydırıcılık üzerine oturan daha maliyetsiz bir savunma anlayışından, saldırıyı gerçekleştiği an Transatlantik dünyanın sınırlarında karşılayacak, gerekirse savaşıp tehdidi durduracak ve püskürtecek ileride savunmaya dayalı konvansiyonel kuvvet ayağı güçlü bir caydırıcılık anlayışına geçti. Nükleer caydırıcılıktan elbette vaz geçilmiyor- hatta bu yük ABD’nin omuzlarında büyük ölçüde- ama saldırının nükleer bir savaşı tetiklemeyeceği bir senaryoda Kırım’ın ilhakı ya da Donbass örneğinin tekrarlanmayacağından NATO’nun ve müttefiklerin emin olması lazım. Müttefiklerin emin olması lazım çünkü konvansiyonel asimetrik savaşlar sürprizlerle dolu, ayrıca Rusya, Ukrayna savaşında tam başarılı olamamış olabilir ama kapasitelerinin zarar verici/cezalandırıcı şekilde kullanılabileceğinden de kimsenin şüphesi olmamalı. NATO’nun emin olması lazım çünkü caydırıcılığınız ya vardır, ya yoktur ve NATO caydırıcılığı zarar görürse (bugüne kadar görmedi) o zaman NATO’nun, belki de zamanımızın en güçlü bölgesel savunma örgütünün, altı boşalır. 2014’den beri her zirvede NATO konvansiyonel ileride savunmasının güçlenmesi için tedbirler alındı. İhtiyaçlar belli, ileride savunmanın gerektirdiği kuvvet yapılanması: harbe hazır, hızlı, tam donanımlı, savunma sistemleri ile destekli askeri birlikler, bu tür bir savunmanın gerektirdiği kadar süreyle dayanabilecek teçhizat ve mühimmat, gerekli lojistiğin sağlanmasına yönelik alan kontrolü ve alanın hazırlanması, istihbarat, gerektiğinde asimetrik mücadeleye, gerektiğinde stratejik seviye çatışmaya hazır savunma sistemleri ve mühimmatı geliştirecek mühendisler, işçiler ve fabrikalar. Maliyeti yüksek değişen bir savunma habitatından bahsediyoruz. Yani NATO, askerini, işçisini, mühendisini ve silahını arıyor. Bu habitat, birlikte çalışma prensibine dayanacak tabi ki. O yüzden teknoloji paylaşımının önü açılacak. Ayrıca Avrupa güvenlik mimarisinin habitatı da aynı doğrultuda NATO ile iç içe yeniden inşa edildiğinden hazır ve nazır NATO habitatı Avrupa güvenlik mimarisini etkileyecek. Bu son iki hususun kalkınma motorunu savunma sanayine dayamış ve Avrupa güvenlik mimarisinde yer arayan Türkiye için ne kadar önemli, anlatmaya kelime yetmez. 

Yükün kaydırılması/burden shifting

Bu noktada bir sihirli kelimemiz daha var burden shifting yani yükün kaydırılması. Trump yönetimi Rusya’yı ABD’ye doğrudan bir tehdit olarak görmüyor. Alaska Zirvesi sembolikti bu bağlamda. ABD’nin Rusya ile ilgili meseleleri doğrudan Rusya ile görüşerek halletme eğilimini de gözler önüne serdi. Bu eğilim yani Avrupa konvansiyonel savunmasının maliyetinin ABD dışındaki müttefikler tarafından karşılanması eğilimi Trump’ın ağzında Avrupalılara hırsız, sadakatsiz, güçsüz diye hitap etme biçimine dönüşüyor. Aslında çok uzun tartışmalardan ve pek çok hakaretten sonra, ABD’ye güvenilemeyeceği gerçeği ile Ruslardan korkulması gerçeği arasına sıkışan Avrupalılar bu geçişe hazırlanmaya karar verdiler. ABD nükleer caydırıcılık ve teknoloji paylaşımından çekilmeyecek, eğer Trump çok kızdırılmaz ise. Öyleyse Avrupalılar ellerinde parayla silah, asker, mühendis ve fabrika arıyorlar. Ayrıca kendi güvenlik mimarilerini NATO ile ortak çalışabilir kılmak da zorundalar, çünkü kapasite tekrarı için yeterince para ve zaman yok. Ankara için bingo… Neden her gelen yetkili Türkiye’de savunma sanayi tesislerini tavaf ediyor ve Türkiye’nin süper güçlü ordusundan dem vuruyor anladık mı?

Ankara’ya açılan yeni fırsatlar

Ankara için açılan fırsatlar burada bitmiyor. Türkiye sadece -artık öyle denmiyor NATO içinde ama- Doğu kanadına odaklı tehdit algısını eleştiriyor. Karadeniz ve Merkezi Avrupa güvenliği ve savunmasını jeopolitik açıdan Doğu Akdeniz /Akdeniz bağlantısından bağımsız düşünmek mümkün değil. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de istikrarsızlığın kaynağı olarak neyi gördüğü sır değil. Kendi istikrar ve güvenlik algımızı kabul ettirmekte zorlandığımızda özerkliğe yöneliyoruz ama hazır elimizde pazarlık gücü artmışken neden bunu kullanmayalım. Muhtemelen Trump, NATO’nun birlik beraberliği yönünde mesaj verecek (ki caydırıcılık açısından çok önemli) ve bu mesajı Erdoğan/Türkiye faktörü olmasa vermeyebileceğini söyledi. Türkiye’nin pazarlık gücü sadece askere, mühendise, işçi ve fabrikaya sahip olduğu için yok. Ankara, kriz yönetimini her an yapan, başaran bir ülke; duruşunu da belirli konularda hiç değiştirmedi ve buna rağmen kriz yönetimi konusunda çok başarılı. Bu başarısını pazarlık gücüne devşirmek istiyor tabi ki. Ankara, Avrupa ve NATO’nun arayışının odağı olmaktan memnun, bu para ve teknoloji yanında Türkiye’nin Batı güvenliğine katkısının tescillenmesi demek olan bir tanınma da getirecek. Muhtemelen Avrupa başkentleri bu tanınmanın ve güvenlik ortaklığının siyasi ortaklığa evrilmesine direnecekler. O zaman Ankara Batı’ya rağmen başka bir Batı merkezi olacak. Bunun için de NATO’daki sıkı bağlar Ankara’nın işine çok yarayacak cinsten. Şans ayağınıza geldiğinde kullanmak gerekir. Ankara’nın elini kolaylaştıran üç gerçeklik var: 1)- Ukrayna Savaşı ve İran Savaşı konvansiyonel savaşın nasıl önemli ve nasıl çetrefil bir şey olduğunu gösterdi. Türkiye dışındaki hemen hemen herkes bir şekilde bu savaşlara bulaşmış durumda; 2)- Ankara yatırımını konvansiyonel savunma ve caydırıcılığa yapmıştı, 1990’lardan gelen bu eğilim son 20 yılda başka bir seviyeye çıktı. Konjonktür konvansiyonel gücün önemini gösterdiğinde Ankara bu alanda bir yıldız gibi parlıyordu; 3)- Karar alımında merkezileşme kriz yönetiminde başarıyı olumlu manada etkiledi. Bu yüzden, bu NATO zirvesinde de Ankara şans topunu rahatlıkla ayağında sektirecek.