Mobilya sanayicisinin sabrı tükendi

Mustafa Deniz 15 Ağu 2026

Mustafa Deniz
Tüm Yazıları
Ekonomi koridorlarında son dönemde en çok konuştuğumuz kelimelerden biri "dengelenme" olsa da çarşı pazarın ve üretim üslerinin gerçekliği bu teorik tablodan oldukça farklı akıyor.

Sektörleri tek tek gezip dinlediğinizde, karşınıza çıkan tablo acı bir gerçeği yüzümüze çarpıyor: Sanayici artık kâr etmeyi, büyümeyi çoktan bıraktı; sadece "ayakta kalma" mücadelesi veriyor. Bunun en net ve çarpıcı örneklerinden biri de köklü bir geçmişe ve yüksek istihdam potansiyeline sahip olan mobilya sektöründe yaşanıyor.

Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç’in dile getirdiği feryat, aslında tüm imalat sanayisinin ortak birikmiş öfkesinin ve çaresizliğinin dışavurumuydu. Sektör temsilcilerinin "Derdimizi anlatamadık" sitemi, ekonomi yönetimi ile reel sektör arasındaki uçurumun ne kadar derinleştiğini gösteriyor.

Piyasanın nefesi kesiliyor

Peki, mobilyada raylar neden rayından çıktı?

İşin odağında, 9 aylık taksit sınırı gibi görünüşte masum ama piyasanın nefesini kesen bir kural var. Tüketici 12 ay ve üzeri taksit talebinde bulunurken, mevcut sıkılaştırma politikaları bu talebe duvar örüyor. Sonuç mu? Hem satışlar daralıyor hem de üretim hatları yavaşlıyor. Güleç’in haklı olarak vurguladığı gibi; taksit süresinin uzaması tek başına enflasyonu patlatmaz, aksine durma noktasına gelen çarkların dönmesini, kayıt dışı ve denetimsiz senetli satışların önüne geçilmesini sağlar. Senetli satışlarda şişen fiyatların tüketiciyi ne denli mağdur ettiğini görmek için piyasaya şöyle bir alıcı gözle bakmak yeterli.

Asıl yangın üretimde

Ancak sorun sadece tüketici tarafındaki tıkanıklıkla sınırlı değil. Asıl büyük yangın üretim cephesinde yanıyor.

Bugün mobilya markalarının hâlâ 2025 fiyatlarıyla satış yapmak zorunda kalması, sektördeki vahşi rekabetin ve maliyetleri fiyatlara yansıtamamanın açık bir göstergesidir. Sektör oyuncularının yüzde 99'unun zararda olduğu bir ekonomik iklimde hangi sürdürülebilirlikten bahsedebilirsiniz? İşletmeler kârlılığı unuttu, "bugün fabrikanın ışıklarını kapatmayalım" hesabı yapıyor.

Daha da vahimi, insan kaynağımızı kaybediyoruz. "2 bin 200 dolar maaş alan bile geçinemiyor" feryadı, Türkiye’nin en büyük kanayan yarası olan hayat pahalılığının ve alım gücü erimesinin vehametini özetliyor. Emek yoğun bir sektör olan mobilyada kalifiye elemanlar köylerine dönüyor, gençler bu işi yapmak istemiyor. Bu sadece mobilyanın değil, tüm Türk sanayisinin geleceğine konmuş koyu bir ipotektir.

Yüksek faiz ve ağır vergi yükü var

TİM Başkanı Mustafa Gültepe’nin uzun süredir dillendirdiği "sanayisizleşme" tehlikesi, MOSFED Başkanı’nın sözleriyle adeta tescilleniyor. Sanayici yüksek faiz ve ağır vergi yükü altında ezilirken, kazandığını yatırıma değil, finansmana ve stopaja akıtıyor. Yani sanayici üretime değil, tam anlamıyla faiz ve vergiye çalışıyor.

Çözüm zor mu? Aslında değil. Ekonomi yönetiminin bir an önce kulağını sahadan gelen bu seslere açması gerekiyor. Politika faizlerinin sanayinin boynundaki ilmiği gevşetecek seviyelere çekilmesi, üretenin desteklenmesi ve taksit gibi iç talebi dengeleyen unsurların esnetilmesi şart. Çünkü unutmayalım; üretime destek verilmediği sürece enflasyonla mücadele tabancayla m ekmek aramaya benzer.

Sanayi kaybederse, Türkiye kaybeder. Mobilyacının çığlığı, bu uyanış için son zillerden biri olmalı.