AfD'nin Saxony-Anhalt Zaferinin Düşündürdükleri
İlginç dönemlerden geçiyoruz: ABD Başkanı Trump, yaklaşan Amerikan ara-seçimleri için Kongre'de her iki kanatta da Cumhuriyetçi Parti hakimiyeti tesis edilirse her Amerikan vatandaşına 5000 dolar ödeneceğini vaat etti.
Bu vaat Covid zamanı vatandaş başına verilen destekten daha büyük bir rakam. Açıkçası pek çok Amerikalı için çok önemli bir miktardan bahsediyoruz ve popülist bir lider federal hükümetin kaynakları ile oy satın alma anlamına gelecek bir hamle yapıyor. Trump’ın şartı, paranın ABD sınırları içinde harcanması. Dolayısıyla devlet kaynağı bir cebinden alıp diğer cebine koyuyor, bu arada da vatandaşın mutluluğunu satın alıyor; ne olacak canım diye bakanlar olacaktır. Trump’ın popülizm ve rantçı onama ile bir sorunu olmadığını biliyoruz. Trump’ın hamlesi meselenin günümüzde sadece ekonomiyi hane-halkını mutlu tutacak şekilde yönetmek olmadığını gösteriyor; ABD başkanı ABD ekonomisini meydan okumalardan tamamen bertaraf tutacak caydırıcı gücü hala üretmeyi başaramadı. Fakat bugünün hayallerini besleyecek kaynağa ABD ekonomisi/merkezi yönetimi hala sahip ve Trump bunu kullanmayı iyi biliyor. Böylece de MAGA’nın hem örgütlenmesini hem söylemini hem de izlediği yolu takip eden diğer popülist hareketlere örnek oluyor; iktidarın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Almanya kendi MAGA’sını mı buldu?
AfD (Almanya İçin Alternatif) Partisi de MAGA hareketinin yakın bir gözlemcisi. AfD gibi partiler için Almanya’da ya da Avrupa’da merkezi iktidarı ele geçirecek bir sonuç elde etmek yakın zamana kadar oldukça güçtü. Ne de olsa bu irili-ufaklı sağda ve soldaki radikal oluşumların taşıdığı tarihsel yük Amerikan Cumhuriyetçi Partisinin sonradan merkezine taşıdığı popülizm ile kıyaslanamaz. Ayrıca hem üye devlet siyaseti içinde hem de AB bünyesinde aşırı sağ hareketleri ne kadar çok oy alırlarsa alsınlar iktidardan uzak tutmak için icat edilmiş siyasi-hukuki engeller (güvenlik duvarı) mevcut. Bugüne kadar yeterince ehlileştiğini göstermeyen tüm siyasi aşırı hareketler öyle veya böyle o duvara tosladı. Fakat AfD bugün, tüm bunları değiştirip yeni bir tarih yazacağı konusunda çok umutlu. Saxony-Anhalt’tan başlanarak iktidara yürünüleceği düşünülüyor. Seçim kampanyasında AfD liderliğinin vurgusu, herşeyin burada başladığıydı.
Bu haftasonu bir zamanların Doğu Almanya’sı içerisinde kalan yaklaşık 2 milyon nüfuslu Saxony-Anhalt eyaletinde, yani küçük bir eyalette, AfD beklenen bir zafer kazandı. CDU ise çok kötü bir sonuç aldı. Bu eyaletin Merz’den hoşlanmadı özellikle belli. Burada yani bu siyasi hoşlanmama halinde klasik olmayan karmaşık bir yan var. AfD ilginç, kompleks bir milliyetçi oluşum çünkü popülist olmak zorunda. Wir sind das Volk (biz halkız) sloganları. Dolayısıyla müesses nizama karşı olmak- ki Avrupa müesses nizamı Liberal olarak değerlendirildiğinden anti-liberal olmak ya da bürokratik elitizme karşı olmak- işin doğası gereği sırf Alman milliyetçiliğine dayalı bir hareket olmanın ötesine taşıyor AfD’yi. Ayrıca AfD, Almanya ve Avrupa merkezi hareketlerinin üzerine oturduğu güvenlik duvarı stratejisini aşabilmek için çok pragmatik ve esnek olmak zorunda. Örneğin son seçimler AfD’ye eyalet meclisinde 39 sandalye kazandırdı. Hükümeti kurabilmek ve eyaleti “iktidar” olarak yönetebilmek için 42 sandalyeye ihtiyaçları var. Koalisyon ya da işbirliğinin en güçlü adayları eski Doğu Alman Komünist Partisinin devamı aşırı sol parti. AfD, Merz ve diğer merkezdekileri liberal solcu olarak aşağılarken ve Amerika’ya satılmakla suçlarken aşırı sol veya başka sol fraksiyonlarla işbirliğini yadsımıyorlar. Bu pragmatizm belirli konular (göçmen karşıtlığı, endüstrileşmeye önem, Rusya ile iyi ilişkiler, Avrupa elitizmini reddetmek) hariç AfD’yi programcı bir partiden çok pek çok meseleyi eleştiren ve birbiriyle çelişen fikirler öne süren (İsrail konusunda çelişkiler çok belirgin bir biçimde ortaya çıkıyor mesela) muhalif bir halk kahvesi olmaya daha yaklaştırıyor.
AfD popülizmini anlamak
Bu tür bir pragmatizm aslında AfD’yi zafere taşıyan popülizmle de besleniyor. Son genel seçimler göstermişti ki bütünleşmeye rağmen Doğu Almanya memnuniyetsizliği denilen bir şey var. Eski Doğu Almanya beyin göçü dahil insan kaynağını ve merkezi etkileme gücünü kaybetti. Endüstrileşmenin yön değiştirmesi, klişe ifade ile üzerinde fabrika bacalarından yükselen sise alışık eski Doğu Almanya semalarını temizledi belki ama eve gelen para azaldı, işçi olmak günü garantileyen bir statü olmaktan çıktı. Bugün seçimlerden önce Ostdeutshland kökenli olmaktan gurur duyan seçmen için Merkel gibi Doğu-Batı bütünleşmesini sağlayan Doğu Alman bir figürden hoşlanmamanın temel nedeni bu. Doğu Almanya bütünleşmede rüzgâr enerjisini ve temiz semaları kazandı ama iş gücünü ve dinamik nüfusunu batıya kaybetti.
Hayat boşluk kaldırmaz, boşluk – yine Merkel’in göçmen politikası sayesinde- Ortadoğu’daki ve Afrika’daki krizlerden kaçanlarla doldu. Yeni dinamizm, eskinin kimlik politikası hayaletleri ile birleşince eski Doğu Almanya topraklarında dönen siyaseti Almanya merkezi siyasetine göre daha ari (Liberal Batının ve ABD’nin etkisinden uzak) sayan bir seçmen kitlesi ortaya çıktı. Merz’in Almanya’yı savunma sanayi üzerinden yükseltmek, Alman gücünü ve ekonomisini yeniden dizayn etme politikasının bu seçmen kitlesini hiç etkilememesi bu yüzden. Klasik bir Doğu Almanya ya da OstPolitik özlemi içerisinde olmadıkları gibi AfD’ye oy verenlerin çoğu bir Alman yükselişi, Almanya’nın Avrupa’nın en önemli silahlı gücü olmasını filan da hayal etmiyor. İstedikleri bir tür uyanış, halkçı unsurlarla, halkın ihtiyaçlarını öne çeken unsurlarla politika yapımına geri dönülmesi. İktidarın yönelimini değiştirmek (Rusya ile ilişkileri iyileştirmek) önemli belki ama en önemli şey değil, bu istek popülizmin (iktidar Batı/Avrupa liberalizmin peşinde kendi halkının parasını Ukrayna’ya akıtıyor) bir devamı. Esas önemli olan iktidarı ele geçirip, devleti dönüşebileceği kadar dönüştürmek.
Dönüştürülme riski taşıyan (hala uzak bir risk ama “uyanış” talebi var) bir devletin kuracağı silahlı kuvvetlerine dayanacak Avrupa savunma kuvvetlerinin ne kadar güvenilir olacağı sorusunu da buraya bırakalım.