Yeni yıl yeni kararlar

Tülin Yalman 09 Oca 2026

Tülin Yalman
Tüm Yazıları
Yeni Yılın daha bir haftası yeni biterken çok şükür dünya nefes alamadan olaylardan olaylara savuruyor hepimizi.

Yeni yol demek yeni kararlar demek yaşamda, hayata dokunan her alanda yeni kararlar ve elbette ekonomide.

Bir dizi yani kararlar ardı ardına alınmaya başladı bile ekonomide.

Aslında sadece deri sektörüne değinecekken gümrüksüz satış haberleri de deri sektörüne ilişkili benzerliklerde olduğunu gördüm.

Evet ne diyorduk.

Belki de en önemlilerinden bir tanesi gümrüksüz alışverişe getirilen yeni uygulama .

Uygulama demeyelim de yeni yaptırım.

İnternet alışverişini neredeyse hiç kullanmayan -uçak vs ulaşım bileti hariç- bir vatandaş olarak bu uygulama ile ilgili yazıdan önce epey bir detaylı çalıştım dersime…

Gümrüksüz satış döneminin sona ermesi, ilk bakışta tüketici açısından bir kayıp gibi algılansa da ekonomik yapının bütünü ele alındığında daha çok katmanlı bir dönüşüme işaret ediyor aslına bakıldığında.

Özellikle e-ticaret yoluyla yapılan düşük tutarlı, vergisiz alışverişlerin yarattığı dengesizlik, uzun süredir hem kamu maliyesi hem de yerli üretici açısından tartışma konusuydu.

Bu dönemin kapanmasıyla birlikte devletin vergi gelirlerinde artış sağlanması, kayıt dışı ticaretin sınırlandırılması ve haksız fiyat rekabetinin azaltılması önemli avantajlar olarak öne çıkıyor.

Yerli üreticiler ve perakendeciler, özellikle Uzak Doğu menşeli düşük maliyetli ürünlerle yaşadıkları rekabet baskısının bir ölçüde hafiflemesini bekliyor.

Yine Uzakdoğu kökenli ünlü olduğunu söylemek istediğim bir kaç alışveriş sitesinin kalitesiz, basit ötesi ürünleri tüketiciye göndererek, sürümden kazanç mantığı ile hareket etmesi piyasaya fazlasıyla basit ürünlerin de sürülmesine olanak sağlıyor.

Bununla birlikte dezavantajlar da göz ardı edilemez.

Gümrüksüz satışlar, özellikle orta ve düşük gelir grupları için daha uygun fiyatlı ürünlere erişim anlamına geliyordu.

Bu kanalın kapanması, tüketici fiyatları üzerinde yukarı yönlü bir baskı yaratabilir.

Ayrıca dijital ticaretin sunduğu hız ve çeşitlilik avantajının sınırlanması, tüketici davranışlarında geçici bir daralmaya yol açabilir.

Kısa vadede enflasyon algısına olumsuz yansımalar görülmesi de bir başka senaryo olasılığı.

Ancak uzun vadede bakıldığında, daha dengeli ve denetlenebilir bir ticaret yapısının oluşması, ekonomik sürdürülebilirlik açısından kritik bir eşik olarak değerlendirilebilir.

Bu dönüşümün etkilerinin hissedildiği sektörlerden biri de deri sektörü.

Türkiye, geleneksel olarak güçlü olduğu bu alanda hem üretim kapasitesi hem de ihracat tecrübesiyle dikkat çekiyor.

Özellikle ayakkabı, çanta, saraciye ve hazır giyim alt segmentlerinde ciddi bir know-how birikimi mevcut.

Son yıllarda çevresel standartlar, sürdürülebilirlik ve izlenebilirlik gibi kriterlerin küresel pazarlarda daha belirleyici hâle gelmesi, Türk deri sektörünü yeniden konumlanmaya zorluyor.

Ham maddeye erişim, enerji maliyetleri ve finansmana ulaşım gibi yapısal sorunlara rağmen, sektör katma değerli üretime yönelme çabası içinde.

İhracat tarafında bakıldığında, Türkiye’nin özellikle Avrupa pazarında güçlü bir tedarikçi konumunu koruduğu görülüyor.

Türkiye kalite-fiyat dengesi, esnek üretim kabiliyeti ve hızlı teslimat avantajlarıyla öne çıkıyor.

AB ülkeleri başta olmak üzere Orta Doğu ve Kuzey Afrika pazarları, Türk deri ürünleri için önemli ihracat destinasyonları olmaya devam ediyor.

Ancak küresel talepteki dalgalanmalar ve tüketici tercihlerinin değişmesi, sektörde daha yenilikçi ve markalı üretimi zorunlu kılıyor.

Başka bir deyişle deri sektörü yoğun ithalat baskısı altında.

İDMİB başkanı Güven Karaca ihracatla beraber sadece ürün değil faiz ve enflasyonu da ihraç ettiklerini açıkladı.

Bu kısaca şu demek: Ürünler fazlasıyla yurtdışında ilgili görüyor ama müşteri fiyata eklenen yüksek faizi ve enflasyonu ödemek istemiyor.

Dünya genelinde deri sektörü ise bir dönüşüm sürecinden geçiyor adlına bakarsanız.

Hayvan refahı, çevresel etkiler ve karbon ayak izi tartışmaları, klasik deri üretimini baskı altına alırken; bitki bazlı, geri dönüştürülmüş ve alternatif materyaller ön plana çıkıyor.

Büyük küresel markalar, tedarik zincirlerinde şeffaflık ve sürdürülebilirlik kriterlerini artık bir tercih değil, zorunluluk olarak görüyor.

Bu durum, geleneksel üreticiler için bir tehdit olduğu kadar, dönüşümü zamanında gerçekleştiren ülkeler için de önemli bir fırsat alanı yaratıyor.

Sonuç olarak, gümrüksüz satış döneminin sona ermesi ve deri sektöründeki küresel dönüşüm, Türkiye ekonomisi açısından birbirinden bağımsız değil.

Her iki başlık da üretim, rekabet gücü ve sürdürülebilir büyüme kavramlarının yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor.

Kısa vadeli maliyet artışları ve uyum sorunları yaşansa da, doğru politika setleri ve sektör-kamu iş birliğiyle bu sürecin uzun vadede daha dengeli, daha adil ve daha katma değerli bir ekonomik yapıya zemin hazırlaması mümkün görünüyor.