Olası senaryolar
İran ile Amerika arasında 40 gündür devam eden savaş, bu hafta içinde açıklanan iki haftalık geçici ateşkesle kısa bir nefes aldırmış gibi görünse de küresel ekonomi açısından fırtına henüz dinmiş değil.
Çünkü savaşlar sadece cephede yaşanmaz; asıl etkileri limanlarda, konteynerlerde, enerji hatlarında ve raflarda hissediliyor fazlasıyla.
Bugün bu savaşın en görünür etkilerinden biri hiç kuşkusuz tedarik zincirlerinde yaşanan kırılma.
Küresel ekonomi, uzun yıllardır “tam zamanında üretim” modeli üzerine kurulu bilindiği üzere.
Yani stok minimum, akış maksimum. Ancak bu sistemin en zayıf noktası da tam burada ortaya çıkıyor:
Şoklara karşı dayanıklılık.
Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı gibi dünyanın enerji ve ticaret damarlarının merkezinde yaşanan bir gerilim, sadece bölge ülkelerini değil; Avrupa’dan Asya’ya, Amerika’dan Afrika’ya kadar tüm üretim hatlarını etkilemesiyle dünya bu etkilere karşı tedbirlerini arayışla büyütmeye devam ediyor.
Petrol ve doğalgaz sevkiyatlarında yaşanan aksama, navlun fiyatlarını artırırken; bu artış domino etkisiyle tüm sektörlere de hızla yayılmış durumda.
Peki dünya bu şoka hazır mıydı?
Veya şöyle diyelim dünya böyle şoklar karşısında hızlı karar almakla hata payını aza indirerek ne kadar az zararla kurtuluruz hesaplarında?
Soruya gelelim; Hazır mıydı?
Açık konuşmak gerekirse, hayır.
Pandemi sonrası “tedarik zinciri çeşitlendirmesi” ve “yakın coğrafyadan üretim” gibi kavramlar sıkça fazlasıyla konuşuldu.
Ancak uygulamada küresel sistem hâlâ kırılgan durumda.
Çin’e bağımlılık azalmış olabilir, fakat yerine konan alternatifler henüz aynı kapasite ve maliyet avantajını sunmuyor.
Bu da bizi kaçınılmaz bir sonuca götürüyor: Enflasyon.
Enerji fiyatlarındaki artış, üretim maliyetlerini yukarı çekerken; bu maliyetler doğrudan tüketiciye yansıyor. Özellikle gıda, lojistik ve sanayi ürünlerinde fiyat artışları hızlanıyor. Küresel enflasyonun yeniden yükselişe geçmesi ise en çok gelişmekte olan ülkeleri zorluyor bakıldığında.
Çünkü bu ülkeler, yüksek dış finansman ihtiyacı ve kırılgan para birimleriyle bu tür dalgalanmalara karşı daha hassas durumdalar.
Faizler yükseliyor, sermaye gelişmiş ülkelere geri dönüyor, yerel para birimleri değer kaybediyor.
Bu da hem enflasyonu besliyor hem de büyümeyi baskılıyor.
Kısacası gelişmekte olan ülkeler için çift yönlü bir sıkışma yaşanıyor.
Peki Türkiye bu tabloda nerede duruyor?
Türkiye, son yıllarda tedarik zinciri dönüşümünde önemli bir avantaj yakalamış durumda.
Özellikle Avrupa’ya yakınlığı, güçlü üretim altyapısı ve esnek sanayi yapısı sayesinde “yakın tedarik merkezi” (nearshoring) olarak öne çıkıyor.
Ancak bu avantajı kalıcı güce dönüştürmek için atılan adımlar kritik.
Enerji arz güvenliğinin artırılması, yerli üretimin desteklenmesi, lojistik altyapının güçlendirilmesi ve alternatif ticaret koridorlarının geliştirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluk aslında bakıldığında tam olarak.
Orta Koridor projesi, liman yatırımları ve demiryolu taşımacılığı bu anlamda stratejik öneme sahip.
Aynı zamanda dijitalleşme ve tedarik zinciri yönetiminde veri odaklı sistemlere geçiş de rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında.
Unutulmamalı ki yeni dünya düzeninde güçlü olan sadece üreten değil, aynı zamanda sürdürülebilir ve kesintisiz tedarik sağlayabilen ülkeler olacak.
Sonuç olarak, İran–Amerika gerilimi bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Küresel ekonomi artık sadece büyüme üzerinden değil, dayanıklılık üzerinden okunmalı.
Hazine ve maliye bakanı Mehmet Şimşek konuyla ilgili geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada İran Amerika savaşıyla ilgili yaşanan arz yönlü şokun ikinci dünya savaşından bu yana yaşanan en büyük şok olduğunu belirtti.
Şimşek ayrıca ‘’Hammadde fiyatlarında artışın uzun. Süre gündemde kalmasının küresel riski her dalda artıracağını, buna karşın da ek önlem planlarının hazır olduğunu belirtti.
Yani dünya gibi Türkiye de ilk günden beri risklere karşı koruma kalkanı ardında hazırlanmış durumda olası etkileşimlere karşı.
Ve bu yeni oyunda kazananlar; krizi öngören, hazırlık yapan ve alternatif senaryoları bugünden inşa edenler olacak kuşkusuz.
Her zaman da böyle değil midir?