
Marilyn Monroe, beyaz elbisesinin metro havalandırma boşluğu üzerinde havalanmasıyla sinema tarihinin en unutulmaz sahnelerinden birine imza attı: Kırmızı dudaklar, platin sarısı saçlar ve Hollywood ihtişamı. 20'nci yüzyılda çok az kadın bu kadar büyük bir ikona dönüştü. aynı zamanda bir o kadar da sadece dış görünüşüne indirgenerek değerlendirildi.
1954 yılının o Eylül gecesinde de durum farklı değildi. Yüzlerce fotoğrafçı ve meraklı izleyici, Marilyn Monroe'nun defalarca havalandırma boşluğu üzerinde poz verişini izledi. Monroe bir yandan elbisesinin fazla açılmamasına çalışıyor, diğer yandan da hayatının en eğlenceli anını yaşıyormuş gibi görünüyordu. İronik olan ise sahnenin daha sonra yeniden çekilmek zorunda kalmasıydı. Çünkü çevredeki gürültü nedeniyle ses kayıtları kullanılamamıştı.
Doğumunun üzerinden 100 yıl, ölümünün üzerinden ise 60 yıldan fazla zaman geçtikten sonra Marilyn Monroe, bugün artık farklı bir gözle değerlendiriliyor. O artık yalnızca 1950'lerin "seks sembolü" olarak değil, erkek egemen film endüstrisinde kadınların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma mücadelesinin erken figürlerinden biri olarak görülüyor. Çelişkileri, kırılganlığı, zekâsı ve döneminin ilerisinde duran yönleriyle yeniden yorumlanıyor, adeta yeni bir Marilyn Monroe doğuyor.
Norma Jean'den Marilyn Monroe'ya
Marilyn Monroe, 1 Haziran 1926'da Los Angeles'ta Norma Jeane Mortenson adıyla dünyaya geldi. Çocukluğu koruyucu aileler, yetimhaneler ve güvensizlik içinde geçti. Daha küçük yaşta Hollywood'da kadınların öncelikle dış görünüşlerine göre değerlendirildiğini öğrendi.
Kariyerine modellik yaparak başladı, ardından film stüdyoları tarafından keşfedildi. Norma Jeane, kulağa adeta bir kurgu karakter gibi gelen "Marilyn Monroe"ya dönüştürüldü. Hollywood onu baştan çıkarıcı sarışın olarak şekillendirdi: Çekici, neşeli ve görünüşte saf. "Erkekler Sarışın Sever", Billy Wilder'ın yönettiği "Yaz Bekârı" ve "Bazıları Sıcak Sever" gibi filmler Monroe'yu dünya çapında üne kavuşturdu.

Marilyn Monroe'nun yıldızının yeni parlamaya başladığı yıllardan bir kare: Monroe, ABD ordusuna ait Stars and Stripes gazetesi tarafından 1951 yılında "Miss Cheesecake" seçildi
Edebiyat, siyaset ve sanat
Ancak kamuoyundaki imajının arkasında oyuncu ve insan olarak ciddiye alınmak isteyen bir kadın vardı. Stüdyolar onu klişe rollere sıkıştırırken Monroe oyunculuk eğitimi için yoğun şekilde çalıştı, dünya edebiyatı okudu, siyaset, sanat ve psikanalize ilgi duydu.
Fotoğrafçı Eve Arnold'un 1955'te çektiği bir kare, Monroe'nun bu farklı yönünü ortaya koyuyordu. Monroe bir çocuk parkında James Joyce'un "Ulysses" romanını büyük bir dikkatle okurken görüntülenmişti. Arnold daha sonra yayımlanan "The Retrospect" (Geriye Bakış) adlı fotoğraf kitabında, Monroe'nun bu kitabı sürekli arabasında taşıdığını, bazı bölümleri yüksek sesle okuduğunu anlatıyordu. Romanı ağır bulsa da okumaktan vazgeçmiyordu.
Buna rağmen yıllardır bu fotoğraf için Monroe'nun yalnızca kameraya poz verdiği iddia ediliyor. Monroe ise bu klişeye defalarca karşı çıktı ve insanların kendisini gerçekten tanımak yerine bir figüre dönüştürmeyi tercih ettiğini söyledi.
Eğlence endüstrisine karşı özgüvenli mücadele
Bugün birçok feminist Monroe'yu eğlence endüstrisinin işleyişine erken dönemde karşı çıkan bir kadın olarak görüyor. Monroe bedeninin ve çekiciliğinin nasıl pazarlanıp kullanıldığının farkındaydı. Ancak aynı imajı kendi yükselişi için stratejik biçimde kullanmayı da bildi. Bu nedenle yalnızca cinsiyetçi sistemin mağduru olmadı; aynı zamanda sistemin kurallarını kendi lehine çevirmeye çalıştı.
1954 sonunda kendi yapım şirketini kurması bu açıdan önemli bir adımdı. O dönemde bir kadın oyuncunun böyle bir girişimde bulunması son derece sıra dışıydı. Monroe daha fazla söz hakkı, daha iyi sözleşmeler ve daha ciddi roller istiyordu. Daha yüksek ücretler aldı, yapımcılara açıkça karşı çıktı ve istemediği rolleri reddetti. Stüdyoların yıldız oyuncuları neredeyse tamamen kontrol ettiği bir dönemde bu oldukça özgüvenli bir tavırdı.
"İstikrarsız ve profesyonel değil"
Bununla birlikte Monroe yaşadığı dönemin çelişkileri içinde sıkışıp kaldı. Kamuoyu onun kadınlığını ve erotik çekiciliğini överken aynı özellikler daha sonra ona karşı kullanıldı. Medyada sık sık "istikrarsız", "zor" ya da "profesyonel olmayan" biri olarak tanımlandı. Bu ifadeler bugün bile beklentilere boyun eğmeyen güçlü kadınlar için sıkça kullanılıyor.
Özel hayatı da kamuoyunun ilgisinin odağı haline geldi. Beyzbol yıldızı Joe DiMaggio ve oyun yazarı Arthur Miller ile yaptığı evlilikler, yaşadığı psikolojik krizler ve ilaç bağımlılığı medyada sürekli işlendi.
Monroe 1962 yılında henüz 36 yaşındayken öldüğünde hakkında efsaneler oluşmaya başladı. Ölümüne ilişkin komplo teorileri bugün hâlâ gündeme geliyor. Özellikle Kennedy Ailesi'yle ilişkileri nedeniyle susturulduğu iddiası yıllardır dolaşımda. Ancak buna dair herhangi bir kanıt bulunmuyor.

Kennedy ailesine olan yakınlığı, Marilyn Monroe'nun sonunu mu hazırladı? 1962 yılına ait bu fotoğrafta, dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy (sağda), kardeşi Robert F. Kennedy ve ortalarında da Marilyn Monroe yer alıyor
#MeToo sonrası Monroe'ya bakış değişti
Son yıllarda Monroe'ya yönelik bakış yeniden değişmeye başladı. Kadınların özellikle iş, medya ve eğlence dünyasında maruz kaldıkları cinsel taciz ve güç istismarını görünür hale getiren küresel kadın hareketi #MeToo ve Hollywood'daki güç istismarı üzerine yürütülen tartışmalar, onun hikâyesinin yeniden değerlendirilmesine yol açtı. Bugün birçok kişi Monroe'nun kadınları hem idealize eden hem de kontrol altında tutan stüdyo sisteminden ne kadar zarar gördüğünü daha net görüyor.
2022 yapımı "Blonde" (Sarışın) filmi de bu bakış açısını işledi. Ana de Armas'ın Monroe'yu canlandırdığı film onu daha çok kırılgan ve travma yaşamış bir kadın olarak gösterdi. Bazı eleştirmenler bunu Hollywood'un kadın anlayışına yönelik sert bir hesaplaşma olarak değerlendirirken bazıları da filmin Monroe'yu yeniden acı ve mağduriyet üzerinden anlattığını savundu.

Netflix için çekilen 2022 yapımı "Blonde" (Sarışın) filminde, Marilyn Monroe'yu Ana de Armas canlandırmıştı
Marilyn Monroe, kadın olmanın görünürlük bedelini çok erken yaşta ödedi. Arzulandı ama çoğu zaman saygı görmedi. Ünlüydü ama korunmadı. Zeki ve eğitimliydi ancak sürekli ulaşılabilir bir seks sembolü rolüne sıkıştırıldı.
Belki de onun feminist mirası tam burada yatıyor. Marilyn Monroe daha 1950'lerde, kadınların hem hayranlık duyulan hem de denetim altında tutulan bir dünyada kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmasının ne kadar karmaşık olduğunu gösterdi. Doğumunun üzerinden 100 yıl geçmesine rağmen hâlâ dünya çapında tanınan bir figür olması da modern popüler kültür üzerindeki etkisinin ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor.