Dünya Kaynak: DW 31.07.2026 07:33

Epstein belgelerinde yeni skandal

Jeffrey Epstein belgelerinde kişisel bilgileri açığa çıkan mağdurlar hâlâ risk altında. DW'nin araştırması, yekililerin düzeltme vaadine rağmen hassas verilerin çevrimiçi kaldığını ortaya koydu.
Epstein belgelerinde yeni skandal

"Sürekli arkamı kollamadan yaşayamaz hale geldim…"

Bu sözler bir cinsel istismar mağduruna ait. Söz konusu mağdur, geçen Mayıs ayında ABD Kongresi üyelerine verdiği ifadede, kişisel bilgilerinin Adalet Bakanlığı'nın cinsel taciz suçlarından hüküm giymiş Jeffrey Epstein ile ilgili yüz binlerce belgeyi yayımlaması sırasında ifşa edildiğini anlattı:

"Bu hatanın hayatım üzerinde uzun vadede yaratacağı etkiyi ancak hayal edebiliyorum."

ABD Adalet Bakanlığının 30 Ocak'ta Epstein'e ilişkin 12 veri setinin en büyüğünü yayımlamasından üç gün sonra bakanlık avukatlarından biri Federal Mahkemeye cinsel istismara uğrayan kişilerin kişisel verilerinin yayınlanmasına insan hatası veya teknik sorunların da yol açtığını bildirdi.

Bunun üzerine Bakanlık, işaretlenen belgelerin kaldırılacağını, inceleneceğini ve yeniden yayınlanmadan önce gerekli sansürlemelerin yapılacağını açıkladı.

DW'nin araştırmacı gazetecilik birimi ile inovasyon ve veri ekipleri ise ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan binlerce belgeyi aylar boyunca inceledi.

Yayınlanmasının üzerinden altı ay geçmesine rağmen DW, mağdurları, tanıkları ve ihbarcıları tanımlamaya yarayabilecek isimler, yüzler ve e-posta adresleri de dahil olmak üzere hassas bilgiler içeren onlarca dosya tespit etti.

Bakanlığın Epstein kütüphanesi

Şubat ayının ortasına gelindiğinde DW, ABD Adalet Bakanlığının Epstein Kütüphanesi'nden 800 binden fazla dosyayı toplamıştı. Ancak arşivin sürekli değişmesi bu süreci zorlaştırdı. Yeni dosyalar ekleniyor, bazıları kaldırılıyor, bazı değiştirilmiş dosyalar ise günlerce ortadan kaybolduktan sonra yeniden yükleniyordu.

DW, GitHub'da faaliyet gösteren kamuya açık bir veri arşivleme projesi aracılığıyla dosyaların daha eski bir kopyasına ulaştığında, ilk yayınlanma günleri ile DW'nin veri topladığı dönem arasında 500 binden fazla dosyanın kaldırıldığını fark etti.

İlk yayımlanan arşivin içeriğini doğrulamak için DW, her bir belge için "hash" olarak bilinen benzersiz bir dijital parmak izi oluşturdu. Hash değerleri, bir belgenin orijinaliyle aynı olduğunu ve üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığını doğrulamaya yarıyor.

DW, bu dijital parmak izlerini yaklaşık iki hafta sonra Bakanlığın internet sitesinden topladığı belgelerle karşılaştırarak hangi dosyaların aynı kaldığını, hangilerinin ise Bakanlığın sitesinden kaldırıldığını tespit etti.

DW ayrıca bazı dosyaların dijital parmak izlerinin değiştiğini de tespit etti. Dosya isimleri aynı olmasına rağmen boyutları büyümüş veya küçülmüştü. Bu dosyalar incelendiğinde, ek sansürlemeler yapılan ya da içerik eklenen belgeler oldukları görüldü.

Bir örnekte bir mağdur, avukatlara verdiği ifadede Epstein'ın çocuk yaşlarından itibaren kendisini yıllarca istismar ettiğini anlattı. İfade tutanağında adı sürekli sansürlenmişti.

Ancak son sayfada bir avukatın ifadeleri için teşekkür ederken mağdurun adını söylediği görüldü ve haberin yayımlandığı tarihte bu bölüm hâlâ sansürlenmemiş durumdaydı.

Adı açıkça telafuz edilen bu mağdur ise münferit bir vaka değildi.

Ses kayıtlarının ayrıntılı analizi

Mağdur ifadeleri ve ihbar kayıtları da dahil olmak üzere ses dosyalarını analiz etmek için DW'nin araştırmacı gazetecilik ekibi, Almanya merkezli Fraunhofer Dijital Medya Teknolojileri Enstitüsü bünyesinde faaliyet gösteren Medya Dağıtımı ve Güvenliği (MDS) araştırma grubuyla işbirliği yaptı.

MDS, ses kayıtlarının özgünlüğü, ses manipülasyonu ve yapay olarak üretilmiş konuşmaların tespiti konularında uzman bir ekipten oluşuyor.

Kamuya açık veri arşivleme projesinden ve DW'nin topladığı verilerden yinelenen dosyalar ayıklandıktan sonra geriye 150'den fazla ses dosyası kaldı. Bu kayıtlar, MDS'nin adli ses uzmanları tarafından enstitüde geliştirilen son teknoloji araçlarla incelendi.

Uzmanlar, ses üretimi ve düzenleme süreçlerinin geride bıraktığı, insan kulağının her zaman fark edemediği dijital izleri tespit etti.

Bu kapsamda araştırmacılar, kayıtların hangi bölümlerinin değiştirilmiş veya yeniden kullanılmış olabileceğini, bir ses kaydının başka bir dosyanın değiştirilmiş versiyonu olup olmadığını, farklı ses kayıtlarının aynı mikrofon ya da aynı kayıt düzeni kullanılarak oluşturulmuş olabileceğini değerlendirdi.

Adli ses analisti Milica Gerhardt bu süreçte, dikkat çekici bir bulguya ulaştı: Dosyalardaki sansürleme (redaksiyon) yöntemleri birbirinden farklıydı ve sansürlerin uygulanışında tutarsızlıklar bulunuyordu.

Gerhardt, "Bu ses kayıtlarının içeriğine bakıldığında, çok sayıda kişisel bilginin sansürlenmediği görülebiliyor" dedi.

Örneğin bir kayıtta, bir kişi Epstein hakkındaki istismar soruşturmasına katkı sağlamak amacıyla resmi ihbar hattını arayarak bilgi veriyordu. Sansürlenmiş sürümde kişinin adı duyulabiliyordu, ancak telefon numarası "bip" sesiyle gizlenmişti.

Ancak aynı veri setinde, aynı ses kaydının farklı bir sürümü de yer alıyordu. Bu sürümde hem kişinin tam adı hem de doğrudan iletişim bilgileri açıkça duyulabiliyordu. Görünüşe göre mağdur olduğu iddia edilen kişiler için uygulanan kimlik koruma önlemleri, tanıklar veya ihbarcılar için geçerli olmamıştı.

Almanya'da yargı makamlarına ses kayıtlarına ilişkin deliller konusunda danışmanlık da veren Fraunhofer Enstitüsü bünyesindeki MDS araştırma grubunun başkanı Patrick Aichroth, "Sansür işlemleri çok daha iyi yapılabilirdi ve yapılmalıydı" ifadelerini kullandı.

Aichroth, "Bu tür materyallerin mahkeme süreçlerinde bu kadar dikkatli ele alınmasının bir nedeni var. Hassas ya da kimliği ortaya çıkarabilecek bilgiler bir kez ifşa edildiğinde, bunun yol açtığı zarardan geri dönüş olmaz" ifadelerini kullandı.

Bakanlığın sansürleme hataları

DW'nin araştırmacı gazetecilik ekibi, Epstein Kütüphanesi'nde mağdurların kimliklerini ortaya çıkarabilecek kişisel bilgilerin sansürlenmeden yayımlandığı örnekler de dahil olmak üzere elde ettiği bulguları ABD Adalet Bakanlığı ile paylaştı.

Ancak Bakanlık bu bulgulara yanıt vermedi.

Nisan ayında, bakanlık içindeki usulsüzlük iddialarını soruşturmakla görevli bağımsız denetim kurumu olan Adalet Bakanlığı Müfettişlik Ofisi, bakanlığın Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası'na uyumunu denetlemek üzere inceleme başlattığını duyurdu.

Ofis açıklamasında, "İlk hedefimiz, Adalet Bakanlığı'nın yasada öngörüldüğü şekilde elindeki kayıtları belirleme, sansürleme ve yayımlama süreçlerini değerlendirmektir" ifadelerine yer verdi.

Temmuz ayında ise bazı Kongre üyeleri, Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası II adlı yeni bir yasa tasarısı sundu. Tasarı, ilk Şeffaflık Yasası'nın öngördüğü ve mağdurların kimliklerini ortaya çıkarabilecek kişisel bilgilerin korunmasını zorunlu kılan kurallara uymadığı gerekçesiyle, cinsel istismar mağdurlarına ve ABD eyalet yönetimlerine Adalet Bakanlığı'na dava açma hakkı tanıyor.

Mayıs ayında Kongre'ye ifade veren cinsel istismar mağduru, "Zenginler ve güçlüler sansürlemeler sayesinde korunurken, benim adım tüm dünyanın önüne serildi" diye konuştu.

"Kanıtlar burada duruyor" diyen mağdur, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Buna rağmen iktidardakiler kendi sorumluluklarını kabul etmek yerine, sosyal, duygusal ve fiziksel olarak yok olmamızı tercih ediyor."