
Dünya, COVID-19 salgınından bu yana en ciddi biyolojik tehditle yüz yüze geldi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin doğusundaki Ituri eyaletinde Mayıs 2026 başında tespit edilen Ebola vakası, beklenmedik bir hızla büyüdü; yalnızca birkaç haftada 17 sağlık bölgesine yayıldı ve sınır ötesine geçerek Uganda'ya ulaştı.
Salgının son 72 saatlik tablosu kaygı verici. 8 Haziran'da tek günde 27 yeni vaka teyit edildi. Bundan yalnızca birkaç gün önce günlük 71 vaka kayıt altına alınmıştı salgının başından bu yana görülen en yüksek rakam. Toplam teyitli vaka sayısı 400'ü geçerken ölü sayısı 64'e yükseldi. Uganda'dan ise 19 vaka ve 1 ölüm rapor edildi.
“Aşısı olmayan virüs”
Bu salgını öncekilerden ayıran en kritik fark, hastalığa neden olan virüs türü. Ebola denilince akla gelen 2014 Batı Afrika salgınında Zaire türü etkili olmuş ve ardından geliştirilen rVSV-ZEBOV (ticari adıyla Ervebo) aşısı sonraki salgınları frenlemişti. Ancak 2026 salgınının sorumlusu Bundibugyo türü ve bu tür için bugüne kadar onaylı aşı ya da tedavi yöntemi geliştirilmedi.
MSF (Sınır Tanımayan Doktorlar), sahada yüzlerce personelle çalışıyor. Elindeki tek araç destek tedavisi sıvı takviyesi, ateş düşürücü, semptom yönetimi. Hastanenin yapabileceği bundan ibaret.
"Açlık ve hastalık eski dostlardır."
Salgın, tesadüfen en kötü coğrafyada ortaya çıktı. Ituri eyaletinde yaklaşık 10 milyon kişi akut gıda güvensizliğiyle boğuşuyor, ülke genelinde bu rakam 26,5 milyona ulaşıyor. Bölge aynı zamanda dünyanın en yoğun maden alanlarından biri madenci göçü, virüsün hızla yayılmasında belirleyici rol oynuyor.
Silahlı grupların kontrolündeki bölgelerde sağlık ekipleri çalışamıyor. WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom, durumu açık bir dille tanımladı, "Açlık ve hastalık eski dostlardır."
"Hazırlıklıyız söylemi çöktü.”
COVID-19 sonrasında uluslararası toplumun verdiği tek söz şuydu, "Bir dahaki sefere hazır olacağız." Pandemi antlaşması müzakereleri yıllarca sürdü, yeni sağlık fonları kuruldu, WHO reform kararları alındı.
2026 Ebola salgını bu sözün boşluğunu gözler önüne seriyor. Bundibugyo gibi ticari potansiyeli düşük hastalıklar için aşı geliştirme yatırımı yapılmadı. Çatışma bölgelerinde sağlık altyapısı inşa etme iradesi güçlenmedi. Büyük güçler ise kendi sınırları içinde risk görmeden harekete geçmiyor.
Nitekim ABD'nin tutumu bu tabloyu özetliyor. Virüse maruz kalan Amerikalılar Kenya'daki karantina tesisine yönlendirildi, Ebola'ya yakalanan bir Amerikalı cerrah ise tedavi için Almanya'ya tahliye edilmek zorunda kalındı.
“Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor”
Türk kamuoyunda bu salgın neredeyse hiç yer bulmadı. Oysa Türkiye'nin Kongo ile ticari ve diplomatik bağları mevcut; Türk Hava Yolları bölgeye sefer düzenliyor. Her salgın gecikmeli de olsa seyahat kısıtlamaları, ticaret aksaklıkları ve göç hareketleriyle Türkiye'yi etkiliyor.
Salgın büyümeye devam ederse Goma, Kampala ve Nairobi gibi bölgesel merkezler üzerinden yayılma riski artıyor. Bu noktadan sonrası yalnızca bir Orta Afrika sorunu olmaktan çıkıyor.