İçişleri Bakanlığı'nın paylaştığı kısmi sonuçlara göre "hayır" oyları yüzde 53 ile öndeydi. Referanduma katılım oranı yüzde 58,9 oldu.
Bu sonuçlar üzerine Başbakan Meloni sosyal medyada bir video yayımlayarak yenilgiyi kabul etti ve "İtalyanlar karar verdi. Biz de bu karara saygı duyuyoruz" dedi.
Meloni, seçim kampanyasında vadettikleri reformun ülkeyi "modernleştimeyi" amaçladığını, vatandaşların buna onay vermemesinden üzüntü duyduğunu da söyledi.
Başbakan ayrıca referandum sonucu nedeniyle istifa etmeyeceğini ve sonuna kadar görevinin başında olacağını ifade etti.
Meloni liderliğindeki sağ koalisyon hükümeti, zaman zaman siyasetin alanına girmekle suçladığı yargıda tarafsızlık ve modernleşme için reformun şart olduğunu savunuyordu.
Muhalefet ise hükümeti bu reformla yargı bağımsızlığına darbe vurma girişimiyle suçluyordu.
Referandumun sonuçlanmasının ardından başkent Roma'da Barberini Meydanı'nda muhalefet partileri ve ülkenin en büyük işçi sendikası CGIL öncülüğünde bir kutlama organize edildi.
İtalya basını, Milano ve Napoli kentlerinde de adliye saraylarından kutlama sesleri ve "Bella Ciao" şarkısının duyulduğunu yazdı.
Muhalefetteki Demokratik Parti'nin lideri Elly Schlein, zafer konuşmasında, "Kazandık! Ülkenin çoğunluğu hatalı bir reformu durdurdu" dedi.
Schlein, gelecek sene yapılması beklenen genel seçimler öncesi bu referandum sonuçlarının üzerine "ileri güçlerle birlikte çalışarak bir alternatif inşa edeceklerini" söyledi ve "Seçimleri biz kazanacağız" diye ekledi.
5 Yıldız Hareketi lideri Giuseppe Conte de "Bu, ilerici güçler için bir zaferdir" dedi ve gelecek seneki seçimler öncesi iktidara güçlü bir sinyal verildiğini söyledi.
Reform ne öngörüyordu?
Referandumda reddedilen reform paketi, hakim ve savcıların bir pozisyondan diğerine geçmesini önlemek için "kariyer ayrımı" öngörüyordu.
Ayrıca, Yüksek Yargı Konseyi'nin (CSM) yapısını ve üyelerin belirlenme sistemini değiştirmeyi amaçlıyordu. Özerk konsey, hakim ve savcıların görev yerleri, terfi ve disiplin işlemlerinden sorumlu.
Bugün konseyin üyelerinin üçte ikisi, hakim ve savcılar tarafından seçiliyor, üçte biri parlamento tarafından atanıyor.
Reform paketi ise Yüksek Yargı Konseyi'ni biri hakimler diğeri savcılar olmak üzere iki ayrı kuruma dönüştürecekti. Üye seçimi de kuraya bağlanacaktı.
Ayrıca, hakim ve savcılara yönelik görevi kötüye kullanma suçlamalarını denetlemekle görevli bir Yüksek Disiplin Mahkemesi kurulmasını öngörüyordu.
Hükümet, bu değişikliklerin siyasi eğilimler bazında gruplaşma ve "lobileşmeyi" önleme, savcılar ile hakimler arasında tarafsızlığı sağlama ve yargılama sürecini hızlandırma amacı taşıdığını söylüyordu.
'Yargı siyasete müdahale ediyor'
İtalya'da faşist rejimin devrilmesi sonrası yazılan anayasa, "anti-faşist" tedbirler arasında yargı sistemini siyasi baskılardan koruma, denge-denetleme amaçlı kurum ve sistemler içeriyor.
Siyasi geçmişinde neo-faşist hareketlerin de bulunduğu bir başbakanın anayasayı ve Yüksek Yargı Konseyi'nin yapısını değiştirme planı bu nedenle de büyük tartışmaya neden oldu.
Başbakanlık Müsteşarı Alfredo Mantovano ise bu kaygılara "Anayasa müzelik bir eser değildir" yanıtı vererek değişimleri savunmuştu.
Bu tartışmaların arka planında, hükümetin, bazı kritik girişimlerinin mahkemeler tarafından bloke edilmesi nedeniyle zaman zaman yargıyla yaşadığı çatışmalar da bulunuyordu.
Örneğin Başbakan Meloni sığınma talebinde bulunan göçmenlerin Arnavutluk'ta inşa edilen göç merkezlerine yollanması projesini bloke eden yargıçları siyasetin alanına müdahale etmekle suçluyor.
Hükümetin "tarihi bir proje" diye sunduğu Messina Boğazı Köprüsü inşası da Sayıştay tarafından onaylanmayınca Meloni bu kararı "hükümet ve parlamentonun yetki alanına yapılan bir başka müdahale" diye eleştirmiş, yargı reformunun "bu tahammül edilemez müdahaleye en uygun yanıt" olduğunu söylemişti.
Muhalefet bu gibi söylemlerin reformun ana amacını ifşa ettiğini savunuyordu.
Adalet Bakanı Carlo Nordio'nun reform paketine gelen eleştirilere karşılık olarak, bugün muhalefette olanlar bir gün iktidara gelirlerse onların da bu değişikliklerden faydalanacağını söylemesi de reformun yargı sistemini düzeltmekten ziyade hükümetin çıkarları için yapıldığı eleştirilerini artırdı.
Nordio'nun, Yüksek Yargı Konseyi'nin bugünkü işleyişi için "mafyavari" yakıştırması yapması da tepkilere neden oldu.
Muhalefetteki 5 Yıldız Hareketi'nin lideri, eski başbakan Giuseppe Conte, geçen Cuma günü La Repubblica gazetesinde yayımlanan söyleşide "Nordio'nun söylediği şey, bu reformun amacının hükümettekileri adli soruşturmalardan korumak olduğunu, yargıyı parçalamak ve zayıflatmak olduğunu gösteriyor" dedi.
Conte reform paketini, "yargıyı siyasi kontrole tabi kılma, elitleri soruşturmalardan koruma girişimi" diye niteledi.
Demokratik Parti lideri Elly Schlein da "Bu reform, yalnızca hakimleri değil, tüm vatandaşları koruyan temel bir ilke olan yargının bağımsızlığını zayıflatıyor" eleştirisi yaptı ve vatandaşlardan 'hayır' oyu vermelerini istedi.
Geçen Çarşamba günü başkent Roma'da "hayır" kampının düzenlediği mitinge muhalefet liderleri, sendikalar, sivil toplum kuruluşları da katıldı.
Ülkenin en büyük işçi sendikası CGIL'in genel sekreteri Maurizio Landini burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
"Biz, adalet sistemindeki işlyeişinin değişmesini, yavaşlığın aşılmasını savunan tarafız. Ancak, adalet sisteminin işlevsizliği, yargıçların özerkliği ve bağımsızlığı ellerinden alınarak çözülmez."
Başbakan Meloni ise referandumda "evet" oyu verilmesi çağrısıyla sosyal medyada yayımladığı videoda, "Biz İtalya'yı Avrupa'ya yaklaştırmak istiyoruz, ancak her zaman olduğu gibi başta sol kesim olmak üzere birileri, bu ülkenin her türlü modernleşmesine karşı çıkıyor" diye konuştu.
Türkiye örnekleri veriliyordu
Aylardır süren tartışmalarda zaman zaman her iki cepheden de Türkiye örnekleri de veriliyordu.
Eski Milano Başsavcısı ve Ulusal Yargıçlar Birliği'nin eski başkanı Edmondo Bruti Liberati, "Referandumda "hayır" oyu için nedenler" başlıklı bir manifesto yayımladı ve burada şu ifadeleri kullandı:
"Tehlike altında olan hukuk devleti değerleri arasında ilk sırada yargının hükümetten bağımsızlığı gelmektedir. Bu durum, ABD'de ve Avrupa'mızda, Polonya'da ve Macaristan'da yaşanmaktadır, Türkiye'den bahsetmeye gerek bile yok...
"İtalya'da şu anda illiberal demokrasiye doğru bir kayma görmüyoruz, ancak etrafımıza bakıp anayasal normların bugün için değil, yarın ve ertesi gün düşünülerek yazıldığını hatırlamakta fayda var."
Öte yandan Türkiye örneği, reformu destekleyenler tarafından da kullanılan argümanlar arasında.
"Evet" kampında yer alan Ulusal Baro Konseyi Başkanı Francesco Greco, "Bu, yargıya karşı bir referandum değil. Yargıçların özerkliğini ve bağımsızlığını sınırlamıyor, bunlar bizim için demokratik değerler" dedi ve şöyle devam etti:
"Bu bir özgürlük reformu, İtalya'yı, [hakim ve savcılar için] kariyerlerin birbirinden ayrıldığı Avrupa'daki diğer gelişmiş demokrasilerle aynı seviyeye getirmeye hizmet eden bir reform.
"Bugün İtalya'daki kariyer sistemi sadece Türkiye, Bulgaristan ve Romanya'da var. İtalya'nın diğer Avrupa ülkeleri gibi olmasını sağlamak için bu adımı atmalıyız."
Meloni için test niteliğinde
Yargı sistemi reformu parlamentoda onaylanmış olsa da üçte ikilik oy çoğunluğuna ulaşamadığı için referanduma sunuldu.
Reform paketi karmaşık bulunduğu ve ek yasal düzenlemelere muhtaç olduğu gerekçesiyle, seçmenin yakın olduğu siyasi kanadın tercihlerine göre oy vermesi beklentisi vardı.
Bu nedenle referandum sonucu, 2027'de yapılması beklenen genel seçimler öncesinde hem Meloni hükümeti hem de muhalefet için bir test olarak görülüyor.
İtalya'da geçmişte anayasa değişikliği referandumuna giden başbakanlar içinde, olumsuz sonuçla karşılaşınca istifa edenler olmuştu.
Başbakan Giorgia Meloni ise referandumu kaybetse de istifa etmeyeceğini söylemişti.
Meloni, referandum sonuçlarının netleşmesinin ardından yaptığı açıklamada da görev süresinin sonuna kadar çalışacağını vurguladı.