KKM sahneden çekilirken…
Bir dönemin en çok tartışılan finansal araçlarından biri olan Kur Korumalı Mevduat (KKM) artık bankacılık sisteminde neredeyse sembolik bir büyüklüğe gerilemiş durumda.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre KKM bakiyesi geçen hafta 122 milyon liralık sınırlı bir düşüşle 2 milyar 80 milyon liraya indi. Ancak bu rakamın büyüklüğünden çok temsil ettiği anlam önemli: KKM artık toplam mevduatın yalnızca yüzde 0,01’ine karşılık geliyor.
Bir başka ifadeyle, birkaç yıl önce Türk finans sisteminin merkezine yerleşen bu uygulama bugün sistem içinde neredeyse görünmez hale geldi. Bu durum, ekonomi yönetiminin son dönemde uyguladığı “normalleşme” politikalarının finansal sistemde yarattığı dönüşümün en somut göstergelerinden biri olarak okunabilir.
KKM’nin sessiz tasfiyesi
KKM, kur şoklarının yaşandığı bir dönemde dövize yönelimi frenlemek ve **Türk lirası varlıkları cazip kılmak amacıyla devreye alınmıştı. İlk aşamada ciddi bir büyüklüğe ulaşan sistem, zamanla kamu maliyesi ve para politikası açısından tartışmalı bir araç haline geldi. Kur farkı ödemeleri nedeniyle bütçe üzerindeki potansiyel yük ve piyasa mekanizmasını bozduğu yönündeki eleştiriler uzun süre gündemde kaldı.
Son aylarda ise ekonomi yönetimi KKM’den çıkışı hızlandıran adımlar attı. Yeni hesap açılışlarının sınırlandırılması, cazibenin azaltılması ve TL mevduata yönlendiren düzenlemelerle birlikte sistem doğal bir küçülme sürecine girdi. Bugün gelinen noktada KKM’nin bankacılık sistemindeki payı neredeyse sıfıra yaklaşmış durumda.
Bu tablo, para politikasında daha ortodoks bir çerçeveye dönüşün de sembolik bir sonucu olarak değerlendirilebilir.
Bankacılık sisteminde büyüme sürüyor
KKM küçülürken bankacılık sisteminin genel büyüklüğünde ise artış dikkat çekiyor. BDDK verilerine göre sektörün toplam kredi hacmi bir haftada yaklaşık 214 milyar lira artarak 24,1 trilyon lirayı aştı. Mevduat tarafında ise bankalar arası işlemler dahil toplam büyüklük 28,2 trilyon liraya yükseldi.
Bu artış, finansal sistemde likiditenin hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. Ancak kredilerin kompozisyonu ekonomideki eğilimleri anlamak açısından daha önemli sinyaller veriyor.
Tüketici kredileri ve kart harcamaları
Tüketici kredilerinin toplam büyüklüğü 3 trilyon liranın üzerine çıkmış durumda. Bunun büyük kısmını ihtiyaç kredileri oluşturuyor. Konut ve taşıt kredileri ise daha sınırlı bir paya sahip.
Bireysel kredi kartı borçlarının yaklaşık 2,9 trilyon liraya ulaşması da dikkat çekici bir başka veri. Özellikle taksitsiz borçların büyüklüğü, hanehalkının harcama eğiliminin güçlü seyrettiğini gösteriyor. Enflasyonist ortamda tüketimin öne çekilmesi ve kredi kartının günlük finansman aracı haline gelmesi bu tabloyu açıklayan başlıca faktörler arasında.
Riskler nerede birikiyor?
Bankacılık sisteminde takipteki alacakların 652 milyar liraya yükselmesi ise dikkatle izlenmesi gereken bir başka başlık. Her ne kadar sektör güçlü sermaye yapısını korusa da, ekonomik yavaşlama ihtimalinin arttığı dönemlerde bu kalemin büyümesi finansal istikrar açısından önemli bir gösterge olarak kabul ediliyor.
Öte yandan bankaların yasal öz kaynaklarının 5,4 trilyon liraya yükselmesi sektörün bilanço dayanıklılığının hâlâ güçlü olduğunu ortaya koyuyor.
Yeni dönemin mesajı
KKM’nin sistem içindeki payının yüzde 0,01’e kadar gerilemesi aslında tek başına bir veri değil; Türkiye ekonomisinin son iki yılda geçirdiği politika değişiminin sembolü. Bir dönem döviz talebini kontrol altına almak için kullanılan geçici bir araç artık sahneden çekiliyor.
Şimdi asıl soru şu: KKM sonrası dönemde Türk lirasına güveni kalıcı biçimde sağlayacak yapısal zeminin oluşturulup oluşturulamayacağı.
Finansal sistemdeki bu sessiz dönüşüm, yalnızca bir mevduat ürününün küçülmesi değil; aynı zamanda ekonomi politikasında yeni bir dönemin işareti olabilir. Ancak bu dönüşümün kalıcı olup olmayacağını belirleyecek olan şey, para politikası ile maliye politikasının uyum içinde sürdürülebilmesi olacak.